Hamlet, Yorick'in Kafatasından İbaret Değilmiş!

    William Shakespeare, Hamlet adlı oyununda Prens Hamlet'e Yorick'in mezarında şu sözleri söyletir:
"Nerede şimdi o takılmaların, o şakaların, o şarkıların? Bütün sofrayı kahkahadan kırıp geçiren o neşe parıltıların nerede? Şimdi kendi sırıtışınla alay edecek tek bir numaran bile kalmadı mı? Tamamen mahvoldun mu?" Oysa asıl mahvolan Shakespeare'in kendisiymiş! Üstelik kendi yaşamının prensi, oğlu Hamnet'in ölümünün ardından... O, gözü yaşlı bir baba olarak sığınmış tiyatronun tozlu sahnesine ve bir keşiş gibi yaşamış sayfaların ve tüy kalemlerin arasında. Baba otoritesine boyun eğmek ve hayallerinin peşinden koşmak arasında kalan yazar, bir yolunu bulup tiyatro çalışmaları için Londra'ya gitmese, orada bir yer edinmese, Hamnet öldüğünde neye sığınıp nasıl bir teselli bulurdu acaba? Tüm bunları düşündüren kitap, Maggie O'Farrel'in 2020 yılında Kadınlar İçin Kurgu Ödülü ve Amerikan Ulusal Kitap Eleştirmenleri Birliği Kurgu Ödülü alan romanı: Hamnet.
    Hamnet, William Shakespeare'in gençlik yıllarından başlayarak Hewlands'taki Latince öğretmenliği yılları, karısı Agnes ile tanışması, sonraki yıllarda bir aile kurmaları ve Susanna, Judith ve Hamnet adında üç çocuk sahibi olmalarıyla gelişen bir roman. O'Farrel, elde ettiği biyografik verileri kurgu gereği bir parça değiştirerek romanı kaleme almış. Roman, ünlü yazarın -elbette o zaman hiç öyle değil- doğup büyüdüğü ve hatta evlendiği Stratford-upon Avon'daki evinde geçiyor. Dönemin Birleşik Krallığı'nın havasını hissettiren romanda O'Farrel son derece akıcı ve ahenkli bir üslup kullanmış. Bu nedenle romanı elden düşürmek güç. Elbette burada yazarın bakış açısını bir sinema kamerası gibi kurgulamasının da payı büyük. Romanı okurken kıymetli bir yönetmenin doğrultusunda çekilmiş son derece kaliteli bir filmi izleyen seyircilerden bir farkımız kalmıyor. Dönemin Birleşik Krallık peyzajı, kıyafetler, sosyal yaşam gözümüzün önünden geçip gidiyor.
    Romandaki karakterlerin gelişiminde dikkat çeken noktalardan biri annesizlik ve babasızlık. Latince Öğretmeni (Romanda William Shakespeare adı hiç geçmiyor), babasının kuralları ve zorbalıklarına katlanırken bu ezilmişlikten kurtulmanın hayalini kuruyor. Agnes ise annesini erken yaşta kaybetmenin acısıyla büyüyor. Ne çare ki “İşin sırrı akıntıya karşı koymaktansa onunla birlikte hareket etmekte. Akıntıya karşı direnmektense ona doğru eğilmekte..” Hem Latince Öğretmeni hem de Agnes, çocuklarına belki de bu yüzden fazlasıyla bağlı. Gelecek yıllarda yaşayacakları kayıp karşısında kendi yaşamlarından sıyrılmaları da belki bu sebeple açıklanabilir.
Tüm bu yaşamın içerisinde alttan alta korku salan, varlığını hissettiren bir "salgın" da var. Görünmeyen karakter. Tarihlerde "Kara Veba" diye anılan ve Birleşik Krallığı da etkileyen bu hastalık herkesin hayatına bir şekilde dokunuyor. Kimine bulaşıyor, kimini işinden ediyor. Nihayetinde bu salgın Stratford-upon Avon'daki eve de uğrayarak tüm romanın ve Shakespeare ailesinin kaderini değiştiriyor. "Hamnet'ın yaşamadığı ve hissetmediği bir mevsim. Onsuz dönmeye devam eden bir dünya."Romandaki dramatik sahnelerin temelinde de bu salgın hayli etkili. Agnes'in Judith için heyecanla ilaç hazırlaması, yaşadığı çaresizlik, Hamnet'in Judith'in yerine geçerek ölümü kandırmaya çalışması ve romanın sonundaki -söyleyip büyüsünü bozmak istemediğim- son sahne dramatik etki yaratan anlardan bazıları. O'Farrel'in diğer romanları da böyle midir bilemiyoruz fakat henüz ilk okuduğumuz kitabıyla bizi kendisine bağlamayı başardığı kesin. Şimdi sıra bu nefis romanın filmini izlemekte!     
    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey