"Kelimelerin Hatırı Çok Nârindir Hemen Kırılır"
" Bir de tabii 'kiraz çiçeği kolonyası' vardı. Bu kolonyayı babası Japon pazarından almıştı. Annesi ve Servet pek sevmişlerdi. Annesi ile birlikte sofraya oturduklarında bu kolonya türüm türüm tüterdi. Çünkü annesi bileğinin içine damlatır. Sonra şifalı merhem gibi ovalar. Koklar ama nasıl koklamak. Bir nefeste dünyayı dolaşır gibi koklardı. Sonra da Servet'in başına iki damla damlatırdı. Çocuklara yaptıkları gibi. Servet de başına damlatılan kolonyayı silmez, kolonya usul usul saç diplerinde dolaşır dururdu. Sonra bu sofranın olmazsa olmazı hikâyeler gelirdi. Annesi için uzun kısa hiç fark etmez. Hatta aynı hikâyeyi tekrar tekrar dinlemekten de rahatsız olmaz. Yeter ki Servet şeker yer gibi, şerbet içer gibi, gül yaprağı ezer gibi anlatsın..." (s.30) Keşke bu sayfanın üzerine birkaç damla kiraz çiçeği kolonyası damlatabilseydim... Ama ben Servet değilim ki... O, romanın sayfaları arasındaki yaşamına devam ederken ben, bir okur olarak ona karşıdan, uzaktan...