Kan Damlası ve Hayret Bey


      Define romanı, Şakir Feyzi ve Suzan’ın Sıdıka Hanım ve Fuad Bey’in yardımıyla Hüsrev Bey ve çetesinin elinden kurtulması, bu eli kanlı çetenin hapse tıkılmasıyla sona ermişti. Kan Damlası’nda bu olayın üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra yaşanan karanlık günler ele alınıyor. Şakir Feyzi ile Suzan evlenmiş, çocukları olmuştur. Bu yeni evli çift, Hâdiye Hanım’a Abdüssamed Paşa’dan kalan hazineyle kendilerine İngiliz Köşkü olarak nam salan köşkü satın almış ve mutlu mesut geçinmektedir. Köşkte onlardan başka Sıdıka Hanım, kapıcılar, uşaklar, hizmetçiler de barınmaktadır. Bu huzurlu yuvanın hayatı bir sabah Sıdıka Hanım’ın boğazı kesilmiş halde bulunmasıyla bozulur. Hiç beklenmeyen korkunç bir cinayetle burun buruna kalan köşk sakinleri için tehlike çanları çalmaya başlar. Sıdıka Hanım’ı öldürenler içerisinde “numara bir” yazan ve imza yerinde kan damlası olan bir notu cesedin eline sıkıştırarak köşk sakinlerine açık bir ihtarda bulunurlar. Bu cinayetin failinin Hüsrev Bey olduğu aşikardır. Şakir Feyzi de bunu bilir: “Şakir Feyzi ilk günden beri Hüsrev Bey çetesinde şahit olduğu sonsuz cüretin, müthiş metanetin son bir işaretini daha görünce bütün vücudundan soğuk bir ürpertinin geçtiğini hissediyordu.” (S. 23) Bu nedenle Şakir Feyzi bu olay karşısında Define’de olduğu gibi kendi başına iş görmeye, kahramanlık etmeye yeltenmez ve hemen polisi arayıp cinayeti bildirir. Onun bu davranışı sebebiyle  Kan Damlası’nda kılık değiştirerek rakiplerine ders vermeye çalışan, işin ciddiyetinde bihaber bir hazine avcısı olan Şakir Feyzi yerine olay yeri inceleme ve iz sürme alanında doğuştan yetenekli, kurnaz bir memur olan Hayret Bey’in romanın merkezine yerleştiği görülür.

            Hayret Bey henüz İngiliz Köşkü’nde gerçekleşen cinayeti aydınlatmaya çalışırken Define romanının kahramanlarından Fuad Bey’in de aynı yöntemle öldürüldüğü ve elinde “numara iki” yazılı ve imza yerinde kan damlası olan bir not bulunduğu haberi gazeteden öğrenilir. Köşk sakinleri derin bir korku içindedir ve yalnız polis teşkilatına, Hayret Bey’e bel bağlamaktadırlar. Fakat katiller hemen sonraki bir gece de Hâdiye Hanım’a saldırmış ve onun felç geçirmesine sebep olmuşlardır. Karşılarında yaman bir düşman olduğunu anlayan Hayret Bey o gece köşkte kalır ve katiller yeniden geldiğinde onları suçüstü yakalamak ister. Ancak katiller onun da ellerini kollarını bağlayıp bir kenara atarlar: “Hayret gerçi dün gece faka bastı. Fakat onun bastığı faklar herkesin aksine olarak ona zarar değil, hayat verir.” (S.61) Hayret Bey, bu utancı gidermek, namını kurtarmak için cinayetleri çözmeye and içer. Katillerin köşke nereden girdiklerini ararken sonunda gizli bir geçit bulur ve buranın nereye çıktığını keşfederek katillere bir oyun tezgahlar. Sonraki gece yeniden gelen katiller baştan başa aydınlanmış bir bahçede, üzerlerine atılan polisler, kapıcılar ve uşaklarla yakalanır. Fakat Hüsrev Bey orada yoktur. Onun oyunu henüz bitmemiştir. Gizli geçitten geçerek onu yakalamaya çalışan Hayret Bey ve polisler bir mektup bulur. Bu mektupta Hüsrev Bey, Hayret Bey’le tanışmak istediğini ve söylediği yere gelmesini ister. Gözünü budaktan sakınmayan Hayret Bey, söylenen yere gittiğinde bir tuzağa düşürüldüğünü anlar. Hüsrev Bey ile silahlı bir çatışmaya girer ve kendisi çok iyi bir keskin nişancı olduğundan Hüsrev Bey’i haklar. İngiliz Köşkü sakinleri de kayıplarına rağmen huzurlu hayatlarına dönmeye başlarlar.

            Kan Damlası bu haliyle sürükleyici, heyecanı son ana kadar korumayı başaran ve okuyucuda merak uyandıran bir romandır. Bu romanda Mehmet Rauf, herhangi bir aşk serüvenine ya da kadın konusuna yer vermez. Polisiye roman ölçeğinde işlenen cinayetlere ve çözümlerine odaklanan roman olayın çözülmesiyle birlikte nihayete kavuşur. Romandaki Hayret Bey karakteri hem görüntüsü hem kişisel özellikleri hem de müfettişlik vasfıyla şahsına münhasır, ilginç bir karakter görüntüsü sergiler. Öyle ki Şakir Feyzi onu gördüğünde: “Ya pek aptal yahut pek düzenbaz bir şeydi. Yani ya alıklık göstererek herkesi kandırmak isteyen bir kurnaz ya da kurnaz görünmeye çalışan bir ahmak olması gerekirdi” sözleriyle değerlendirmiştir. Diline bakılacak olursa dönemine göre sade ve söz sanatlarından uzak olan roman kolaylıkla okunabilecek niteliktedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah