
Oğuz Bayrak ile Kerim Sönmez'in yolu Tuz
Pazarı'nın hemen altıda okunmuş kitap satılan tezgahların önünde kesişir.
Tezgahta duran o kitaba, Sait Faik'in Havuzbaşı'sına iki el birden uzanır. Bu
ellerden biri öyküler yazan, şehirli bir eldir, Oğuz'un elidir. Diğer el ise
kaba, köylü, öyküden ve edebiyattan anlamayan bir eldir. En azından Oğuz böyle
tanımlar eli ve elin sahibi Kerim'i. İki gencin tanıştığı andan itibaren hem
birbirlerine pek çok yönden benzedikleri hem de birbirlerinden zıt dünyalarda
yetiştikleri, farklı görüşlere sahip oldukları ortaya konulur. Biz, Kerim'i
Oğuz'un gözünden görürüz. Oğuz kendini ne kadar şehirli, entelektüel, okumuş
yazmış (Merinos İlkokulu'nda öğretmendir) olarak tanıtıyorsa Kerim'i de o kadar
dağlı, yazıp çizmekten anlamaz, cahil olarak görür ya da böyle görmek ister.
İkilinin arasındaki tek ortak nokta edebiyattır. Her ikisi de öykü yazmaktadır.
Öykü sevdası Oğuz'u şehirde bir dergi çıkarma fikrine kadar götürmüştür. Bu
fikrini Kerim'e de açar ve fikir kabul görünce şehirde bir edebiyat dergisi
oluşturmak için kolları sıvarlar. Bir kalantor bulup derginin başına
getirirler, ilkokulun öğretmenleri de dergi mutfağında çalışır. Dergi için
Setbaşı Köprüsü'nü geçtikten sonra bir çınarın ardına gizlenmiş bir binayı büro
olarak seçerler. Aslında her şey iyi gitmektedir. Oğuz, Kerim'e nasihatler
vererek, öykü yazmanın nasıl olduğunu kendince ona öğreterek zamanını geçirir.
Ama Oğuz tam bir arafta kalmışlığın içerisindedir. Her zaman bir
"belki" ya da "acaba" tarafından esir alınır. Acaba Kerim
kendinden daha mı iyi, acaba daha ne kadar öykü yazacak, acaba öykülerini
kitaplaştıracak mı diye kendi kendine sorar Oğuz. Aslında biliyordur Kerim'in
ondan iyi olduğunu/olabileceğini. Çünkü Kerim daima yazar, yaza yaza hatalarını
düzeltmeye meyillidir. İşi yola düştükten sonra öğrenir. Oğuz ise bir öykü
yazmadan önce derin derin düşünür, zihnindeki öyküyü enine boyuna inceler ve
ancak her şey kafasına yatarsa yazar.
Romana Makbule'nin girmesiyle birlikte "düşman kardeşlerin",
Oğuz ve Kerim'in arasındaki denge sarsılır. Oğuz, Makbule'den çok
etkilenmiştir. Sırf onu anlayabilmek için onun okuduğu Kuyucaklı Yusuf'u okur,
sırf o verdiği için Tutunamayanlar'ı kısa sürede bitiriverir. Makbule'nin edebi
görüşleri, yazdığı denemeler, dış görünüşü Oğuz'u esir alır. Ancak Oğuz yine
"acaba"lara esir düşer. Acaba Kerim'in de Makbule'ye ilgisi var
mıdır, acaba o da Makbule'den hoşlanmış mıdır diye sorup durar kendi kendine.
Bir gün Kerim ve Makbule'yi fazla samimi bulunca Kerim'e nedenini sorar ve
Makbule'ye sevgili olmayı teklif ettiğini öğrenir. Bu sefer dengeler Oğuz'un
aleyhine değişir. Romanda Kerim ne kadar hayat basamaklarını başarıyla çıkarak
doğru ve toplumun beklediği yönde bir yol izlemişse Oğuz da bir o kadar hayat
basamaklarından kaymaya, düşmeye ve düşerken tutunacak bir yer bulamamayla
karşı karşıya kalır. Tutunamayanlar'ın Selim'iyle konuşur. Kafka'nın
Gregor'uyla hayalinde dost olur. "Budala"nın kahramanı Mışkin'i,
"Yabancı"nın Mersault'unu kendine eş görür. Çiçek Pasajı'ndaki
genelevde teselli bulmaya çalışır. Oğuz düştükçe düşer, yalnızlaşır ve hayatı
Makbule'nin Kerim'e ait olduğunu bilmesiyle birlikte kaybedilmiş bir anı olur.

Oğuz'un Kerim'e dair tüm “acaba”ları zamanla
gerçekleşir. Kerim edebiyat ve öykü alanında sivrilmeye, her yıl yeni bir öykü
kitabı yazmaya başlar. Karısı Makbule de onun düzeltmelerini yapar. Dergide
denemeler yazar. Oğuz aynı şehirde, üstelik çok yakınlarında olmasına rağmen
kendisini göstermez onlara. Kaybolur ortalıktan. Cemiyetten kaçar. Ama Kerim'in
ilk kitabının imza gününe kılık değiştirip gitmekten de kendini alamaz. Hem
düşmanı hem de içten içe dostudur Kerim. Geçen yıllar içerisinde Oğuz durumunu
kabul etmeye başlar. Evine, annesine ve annesinin çok sevdiği kedilere döner.
Teselliyi eve dönüşte, anneye sığınmada bulur. Korunaklı yuvaya, çocukluğa
döner. Adeta bir "Cemiyet Kaçkını" olmuştur Oğuz. Fakat bu kaçış uzun
sürse de zaman içerisinde yeni dostlar edinir, Sönmez İş Hanı'ndaki sahaflarda
dolaşır, kitaplar alır, okur. Bu gezilerinde Kerim'in kitapları da sürekli karşısına
çıkar ve onun peşini bırakmaz. Oğuz hem Kerim'i ve Makbule'yi hem de Kerim'in
kitaplarını görmemek için her adımında mütereddittir. Ama Makbule'yi görmekten
kaçamaz. Onu önce büyük postanede çalışırken görür sonra annesinin kendi için
bulduğu kızla buluşmayı beklediği Kafkas pastanesinin önünde görür. Bu sefer
Makbule'nin yanında kızı Esma da vardır. Kerim'in kızı... Oğuz bu kıza bir
yakınlık duyar. Onun da bir şeyler yazdığını öğrendiğinde yazdıklarını okumak
ister. Makbule de ona sıcak davranır. Romanın bu kısımları Oğuz'un gerçeği
iyiden iyiye kabullendiği anlardır.
Ancak sona yaklaşmaktadır roman, sayfalar azalmaktadır hızlıca. Bu
azıcık sayfa içerisinde zaman, hakikatin acısını Oğuz'un karşısına bir defa
daha çıkarır. Oğuz, Kerim'in öldüğü haberini alır ve artık pişmanlık duymaya
başlar. Geçen zamana, küslüğe, onun başarısını takdir etmediğine... Cenazeden
sonra Makbule'nin (Kerim'in evinin) evinin penceresine bir ağacın ardından
bakıp kalır. Ve bir karar verir; yaşadıklarını yazacaktır. Cemiyet Kaçkını
roman olmayı beklemektedir.
Roman, iki farklı karakterin arasındaki zihniyet farkını yansıtması ve
bir dostluğun bir kadına duyulan aşk tarafından bozulmasını anlatması kadar
Bursa'nın 80'li yıllardan 2000'lere kadar geçirdiği dönüşümü göstermesi
bakımından da önemlidir. Zamanla şehir değişmiş, ıhlamur kokuları yok olmuş,
tek katlı ve bahçeli evlerin yerini birbirine kibirle bakan apartmanlar almış,
önemli mekanlar kapanmış, teknoloji ile şehir giderek farklılaşmıştır. Oğuz'un
teselli aradığı Çiçek Pasajı'ndaki genelev kapatılmıştır mesela. Şehirde artık
metro dolaşmaktadır. Romandaki başlıca mekanlar arasında Bursa'nın tarihi
semtlerinden Setbaşı, Kırkmerdivenler, Çekirge, Altıparmak ile şehrin önemli
yerlerinden Mahfel, Irgandı Köprüsü, Kafkas Pastanesi, Okçu Baba Türbesi, Sönmez İş Hanı, Çiçek
Pasajı, Çiçek Pasajı, Kültürpark ve
Özgen Göl Çay Bahçesi, Vefik Paşa Tiyatrosu, Merinos İlkokulu yer alır. Şehrin değişmesine
ek olarak ülkenin değiştiğini, sağ ve sol görüşlerin zamanla geldiği noktayı,
iktidarı kimin elinde tuttuğunu da yazar romanın cümle aralarında dönem
atmosferini çizerken okuyucuya sunar.
Yorumlar
Yorum Gönder