Modernist Hikâyenin Kısa Mesafe Seyyahı

    Halil Ziya Doğruöz'ün, Müzmin Susuzluk adlı hikâyesiyle XIX. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Ödülü'nü almasının üzerinden altı yıl geçti. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen yılların ardından Doğruöz, Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar adlı hikâye kitabını okurla buluşturdu. Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar modernist damarı kuvvetli bir metin. Modern çağın kalıplarına direnen; zamanın, kimliğin ve metafizik algıların sınırlarını zorlayan, hatta bu sınırları yerle bir etmeye çalışan bir iradeyi temsil ediyor. Eser aynı zamanda tanık olduğu çağa keskin bir eleştiri aynası tutuyor; ekonomik dar boğazdan mülteci sorununa, dilin yozlaşmasından Türk modernleşmesinin yanlış kurgulanışına kadar pek çok girift meseleyi edebî bir süzgeçten geçirerek aktarıyor.

    Hikâyede marazi bir baş karakterle karşı karşıya kalıp ve onun düşünsel gelgitlerine şahit oluyoruz. Ancak bu marazi durum biraz göreceli. Hayata, çağa ve karaktere nereden bakıldığıyla alakalı. Georg Lukács'ın romanı tanımlarken "tanrısının kaybetmiş bir dünyanın epiği" deyişi gibi hikâyenin karakteri de tanrıyı, tanrının varlığını sorguluyor ve insanı "büsbütün bir arayış meselesi" olarak tanımlıyor. Tanrısını kaybedip yalnızlaşan insanın sonu gelmez arayışının, bekleyişinin trajedisini yansıtıyor. Bir Meryem'i kaybediyor, diğer Meryem'e sığınıyor. Anne karnındaki huzurlu döneme dönme isteğiyle yanıp tutuşsa da bunun gerçekleşemeyecek olmasını bilmenin verdiği sancılı duruma sıkışıp kalıyor.

    Üç Beş Adımlık Seyyahlıklar'da bir sanat metniyle karşı karşıya kalıyoruz. Modern sanatı sorgulayan, bakış açısını, perspektifi tartışan, sanatın imkânlarının, malzemesinin ve yönünün değişimini dert edinen bir hikâye. Sanat yerine sanatçının popülerleşmesi ve manipülasyona uğraması da "Çağın asıl hüneri, eserden çok sanatçıyı parlatmak değildi yalnızca. Bir gün ansızın, tam tersini yapabilecek kadar arsız olmasıydı" sözleriyle gündeme geliyor. Sanatın yapıttan ziyade insanda bıraktığı iz oluşu fikri öne çıkarken kurgu açısından da modernist bir yol izleniyor. Modernist anlatının sinema/kamera tekniği gibi anlık sahnelere yer verilirken karakter şimdiki zamandan geçmişe gidip oradan tekrar güncel ana sıçrayınca, zamanın kronolojik akışı kırılıyor. Doğruöz'ün resme dair dikkatleri de hayli değerli. Altın Kafeste Mutlu Bülbül tablosunun yorumlandığı kısımlar dikkat çekici. Marshall Berman'ın "katı olan her şey buharlaşıyor" fikrinde olduğu gibi bu tabloda da her şey buharlaşır, erir, değişir. Modernist anlatının dışa vurumu gibidir Altın Kafeste Mutlu Bülbül. Parçalanma, karşı çıkış, tersine çevirme fikriyle dikkatleri üzerine çekiyor.

    Tıpkı Müzmin Susuzluk'ta olduğu gibi bu hikâyede de mekân olarak Bursa seçilir. Bursa, karakterin düşüncelerinin zemininde akan reel zamanı ve konumu verir. Baş karakter buradan hareketle birtakım eleştirilerde bulunur. Ahmetpaşa gibi köklü bir semtin zamanla çözülüşü ve şehir sakinlerinin Özlüce gibi "yeni Bursa" diye anılan mahallere kaçışına değinir. Eskinin terk edilişiyle şehrin yabancılara teslim edilişinin acısı mezar taşlarıyla su yüzüne çıkar: "Şehrin üstünden değil, toprağın altından bir aidiyet sızıyordu ölüler sayesinde" diye yazar. Mezar taşlarını tanık tutar yaşananlara. Bununla birlikte hikâyede mekândan ziyade karakterin içsel yolculuğu öne çıkıyor. Bu bakımdan hikâye; şehre, karakterin varlığıyla koşut bir canlılık atfeden Müzmin Susuzluk’un karakteristik dokusundan kopuyor ve kendine daha içsel bir yol çiziyor.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey