Suların Sultanı ile Bir Garip Gelincik
"Neyse ki düşlerim hâlâ benimle. Onları vurmamışlar."
"Gözlerimin mavisinden yaşamak geçse de ben ölüme gebe kaldım."
Bir yanda vatandan ayrılmanın acısı, diğer yanda hiç bilmedikleri bir geleceğe yelken açan kızların hüsranı... Demiray'ın kaleminden dökülen her satırda Araplara satılan kızların hayal kırıklıkları, hiç yaşamadıkları ve yaşayamayacakları geleceğin karamsarlığı gizlidir. Romanın başkarakteri Hatice, kendisi gibi bir akıbete uğrayan kızların temsilcisi olduğu kadar kendi benliğiyle varlığını ortaya koymaya da çalışır. Nenannenin "İnsan dediğin dondan dona gire gire olgunlaşır." demesi gibi Hatice'nin hayatı da oradan oraya bir yaprak gibi savrulur. Hiçbir zaman dingin, durgun olmaz. Daima bir tereddüt hâlindedir. Onun nenannesinden aldığı masal anlatıcılığı, hayallere sığınması, yazma isteği romanın en önemli detaylarındandır. Bu yönüyle Hatice, Ülkü Demiray'ın çocukluk yıllarındaki yaşamıyla da ilişkili sayılabilir. Demiray, ödül töreninde yaptığı konuşmada buna değinir.
"Güle güle gidemeyenin ardında bıraktığı hoşça kallar
bahçedeki tahta masanın üzerinde çizik çizikti."
Roman, hacim olarak geniş olmasa da cümlelerin anlamsal katmanları ve kuruluşlarındaki çetrefillikle epey dikkat çekicidir. Okuru ilk satırlarda şaşırtan bu üslup, roman ilerledikçe kendini açar. Hatice'nin geçmiş ve hâl arasındaki gelgitleri anlaşılır duruma gelir. Kimi kitaplar vardır, kimi cümleler, okurken bir lezzet duyurur okuyucuda. Cümbezin Kızı da o kitaplardan biriydi. Gülcemal de böylece Settarhan ve Zehra'nın gurbet acısından, Seniha'nın Zonguldak'tan hayallere kaçış tereddütlerinden sonra Hatice'nin özgürlük hayallerine şahit olur.
Yorumlar
Yorum Gönder