Yaşanmamış Çocukluktan Doğmayan Aşklara

    

    Tarık Tufan'ın Âşıklara Yer Yok adlı romanı "kendini durmadan kafesin tellerine vuran kuşa benzeyen" Orhan'ın yaşam karşısındaki mütereddit durumunu konu edinir. Sevdiği kadının, Firdevs'in kendini terk etmesiyle dünyası başına yıkılan Orhan, elinde Firdevs'ten gelen bir mektupla başbaşadır. Yaşadıklarını, hissettiklerini, bu dünyanın gerçekliğini sorgular durur. Roman geriye dönüşlerle Orhan ve Firdevs ilişkisine değinir fakat bununla sınırlı kalmaz. Karakterlerin yaşamlarında çocukluk evresine kadar inilerek çocukluk travmalarının, baba otoritesinin ya da baba yoksunluğunun birey üzerindeki yıkıcı etkileri gözler önüne serilir.  
    Romanda İstanbul'un, Cankurtaran'ın yıllar içindeki değişimi ile Orhan'ın yaşamı bir arada sunulurken aslında yaşamın nasıl değişip şekillendiği üzerinde durulur. Bir semtin öyküsüyle bir adamın öyküsü iç içe geçer. Orhan'ın sokağa çıkıp dertlerinden kaçarcasına dolaştığı sahnelerde güncel konulara eleştiriler de getirmeyi ihmal etmez Tarık Tufan. Sarai Neva (Sierra) cinayetinden bahsedilirken aynı zamanda kadın cinayetlerine eleştirel bir bakışla yaklaşılır. Kadınların bir kurban olmasına rağmen toplum tarafından suçlu gibi algılanmasına dikkat çekilir. Semtin sosyal alanlarının zamanla farklı işlevlerde kullanılmaya başlanması, maneviyattan maddiyata giden bir çağın izlerini gözler önüne serer.
       Roman türünün bireyin öyküsü olduğu unutulmazsa bireyin karakterinin oluşumunda en önemli figürlerden birinin "baba" olduğu söylenebilir. Romanda baba figürünün varlığı çift yönlü olarak ele alınır ve bu figür Orhan'a da Firdevs'e de Defne'ye de Alper'e de farklı yönleriyle etki eder. Orhan, gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı, baskıcı, dayatmacı bir karaktere sahip babasının tahakkümü altında daima ezilen fakat isyan etmeyi de düşleyen bir kimlik geliştirir. Firdevs, sorumluluk almaktan kaçan, zayıf, güvensiz, vurdumduymaz bir babanın etkisinde kalarak şiddete meyilli adamlara ilgi duyar ve böylece babanın eksikliğini gidermeye çalışır. Hayat tarafından babası elinden alınan, babasını hiç görmeyen fakat baba hasretiyle yanıp tutuşan Defne, kendi yaşamını babasını bulma yolunda sürükler. Çalışkan, başarılı, maddî yönden geniş imkânlara sahip Ahmet Hilmi Bey gibi bir babaya sahip olan Alper ise babasının "hukuk tahsili" konusundaki ısrarlarına yüz çevirerek yolunu şaşırır ve babanın istediği yönün tam aksi istikametinde ilerleyerek uyuşturucu batağına saplanır. Baba travmasıyla değişen ve gelişen bu karakterlere tezat olan tek isim Ahmet Hilmi Bey'dir. Hilmi Bey, oğlu Alper'e karşı tutumuyla onun mahvına sebep olduktan sonra diğer babalar gibi roman dışında bırakılmaz, Saklıkuyu'da geçmişinin izleriyle yüklü trajik hâliyle yaşama devam eder. 
    Âşıklara Yer Yok, karakterlerin benlik arayışlarının romanı. Çocukluklarına sirayet eden babadan ve babanın sebep olduğu travmatik durumlardan kurtulmanın mücadelesi. Orhan'ın hayal kırıklıklarıyla başbaşa kaldığı gecede arkadaşı Kenan'dan gelen bir tavsiyeyle Saklıkuyu'ya gitme kararı alması da bir arayış, Firdevs'in tutarsız davranışları da. Tarık Tufan bu uğurda Orhan'ı İstanbul'dan Kırklareli'ne oradan Tekirdağ'a, Karaburun istikametine ve sonunda Saklıkuyu'ya ulaştırır. Orhan'ın yolculuğunu tasvir ederken taşraya karşı olumsuz bir tavır takınan Tufan, taşrayı yıpranmış, pas tutmuş, köhne binalarla dolu, sâkinleri yorgun ve bezgin, insanın ruhunu emen uçsuz bucaksız bir boşluk olarak tanımlanır. Böyle bir coğrafyada Orhan, mitolojik bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, onun zihnindeki sorulara cevap aradığı süreçtir. Bu süreçte Orhan yaşadıklarını hatırladıkça olaylar zamanda geri dönüşlerle verilir. Orhan ve Firdevs arasındaki gerilimli ilişki, Firdevs'ın Fırat'a olan şiddetli bağlılığı, Orhan'ın Firdevs karşısındaki pasif durumu ele alınır. 
    Romanın ilk sahnesinde cama vuran suretiyle göz göze gelip gerçekliği sorguyan Orhan, Saklıkuyu'da da Ahmet Hilmi Bey'in aynalarla dolu salonundaki yansımalarda benliğiyle karşı karşıya gelir ve çeşitli rüyalar görür. Tüm bunlar hakikati arayışın bir yansımasıdır. Rüya ve gerçek iç içe girer. Onlara Raci adlı kedi de eşlik eder (Tarık Tufan'ın burada Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal romanına bir gönderme yaptığını söylemeyi de ihmal etmeyelim).
    Romanda Orhan ve Firdevs dışında Vedia Sultan Bimarhanesi'nin, Doktor Sedad Fahri'nin, Ahmet Hilmi Bey'in, Defne'nin, Belma'nın, Ferruh Bey'in travmatik yaşamları da birer iç öykü olarak yer alır. Vedia Sultan Bimarhanesi'nde herkesin bir dairesi ve bir öyküsü vardır. Buna karşın Orhan, aile evinde "hiçbir hayat izi" bulamaz. Firdevs karşısında bile pasif ve itaat etmeye hazırdır. Nitekim bir yerde Firdevs için: "Ortaya çıkacağı zaman ve mekânı hep o belirlerdi, her şeyi kendi istediği gibi planlardı ve karşısındakinden beklediği sadece ona ayak uydurmasıydı." der. Bu aslında Firdevs'in Orhan'a kıyasla birey olma yolunda daha emin adımlarla ilerlediğini gösterir. Firdevs, başına buyruk, aldığı kararları uygulamaktan çekinmeyen, hatalarının sonucunu karşılamaktan korkmayan, yaşamını elinde tutmaya çalışan bir karakterdir. Yine de Fırat'ın esiri olmaktan kurtulamaz... Orhan ise Firdevs'in onu terk edip gitmesiyle yıkılır, tutunacak dal ararken Saklıkuyu'da Defne'yi bulur. Birinden zarar gördüğünde, incindiğinde diğerine bağlanmak için büyük heves duyar. Burada Tarık Tufan'ın, İntibah'tan beri süregelen iyi/melek kadın ve kötü/şeytan kadın figürlerini modern bir dünyada sürdürmeye çalıştığı gibi bir yorum yapılabilir: "Herkes birilerine, bir şeylere bağlanıyor. Hayatı güçlü veya zayıf bağlılıklarla yaşıyoruz. Bazıları bizi yavaş yavaş öldürüyor, bazıları diriltiyor." 
    Âşıklara Yer Yok çok katmanlı, bireyin ruhsal karakterini iyi yansıtan, akıcı bir üslupla kaleme alınan bir roman. Kurmacanın çok katmanlı yapısı okura bu dünyaya karşı bir inanç aşılıyor. 

    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey