Çürüyen Konağın Yaşayan Hikâyesi


"Olaylar parçalandığında, zaman tersyüz edildiğinde, hakikat de anlamsız parçalara bölünüyor.
Gerçeği örtmenin en kolay yolu, bir parçasını diğer parçalardan daha görünür kılmak."

    Gece Açan Çiçekler, Tarık Tufan'ın son romanı. Roman, farklı zaman düzlemlerinde gelişen olayların ortak kişi ve nesnelerle veya soy bağıyla aynı zaman düzlemine taşınmasından oluşur. İki merkez karakter, Halide ve Derviş Ali'nin hayat hikâyesi, geriye dönüşlerle okura sunulurken II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet dönemine kadarki sosyal çevre ve yaşanan siyasi olaylar da gözler önüne serilir. İstanbul'un tehdit eden ayaklanma sırasında Derviş Ali'nin hatıraları; yine İstanbul'u tehdit eden bir patlama sırasında Halide'nin hatıraları ve hatırladıklarıyla roman kurgulanır. Halide'nin günümüzdeki hâlinden çocukluğuna, Derviş Ali'nin zindanda idamını beklerkenki hâlinden daha önceki bir zamana dönüşler yapılarak hikâye aktarılır. Derviş Ali'nin hikâyesi de Halide ve ailesinin hikâyesi de kendi içerisinde bir bütünlük oluşturur. 

    Romanın asıl mekânı Paşagil ailesinin nesillerdir yaşadığı Canfeda Konağı'dır. Konağın en canlı, en gözde vakitleri Derviş Ali'nin hikâyesinin anlatıldığı kısımlarda görülür. Refik Paşa'nın kızı Handan ile Derviş Ali arasındaki ilişkiye bu konak şahitlik eder. Sonraki yıllarda konak, zamana yenik düşüp çürümeye, beli bükülmeye başlarken içinde yaşayan insanlar da çürümeye, aralarındaki bağlar kopmaya başlar. Konağın çöküşü ile insanın çürümesi eşitlenir. Yazar, bu çürümeyi ve şehrin dokusundaki çözülmeye eleştirel bir açıdan yaklaşır: "Köksüz apartmanlar, görgüsüz rezidanslar irinli birer yara gibi şehrin narin vücudunu sarmaya başlayınca, Vefa'nın, Süleymaniye'nin, Zeyrek'in yumuşak huylu, zarif konaklan o hengâmede dağıldı gitti; komşularımız evlerini butik otellere, şirketlere, kafelere satıp uzaklara gittiler..." Cumhuriyet yıllarında Canfeda Konağı'nda Ethem Bey ve Reyhan Hanım ile çocukları Halide, Zeliha, Cihangir ve Nihal yaşar.

    Derviş Ali'nin anlatıldığı bölümlerde ise bir başka öykü daha gizlidir. O da Fausto Zonaro'nun "Dervişler" adlı tablosunun yapılışıdır. Zonaro, bu tabloyu çizmek için bir dervişi yanına alarak ondan yardım istemeyi düşünür. Oysa bu kadarı tekkenin, tasavvufun, bu kültürün düşünce tarzını, hislerini anlamakta yeterli değildir. Onun bu tabloyu çizmek için çabalarken eksik kalan tarafını gösteren Derviş Ali olacaktır. Derviş Ali'nin resme olan merakıyla ise bir Osmanlı'nın gözünden Batının plastik sanatlarının nasıl algılandığı gözler önüne serilmiş olur.    Romanda çocukların uzun bir müddetten sonra konağı satmak için geri dönüşleriyle birlikte anlatıcı (Halide) de geriye döner ve konağa her gelenle birlikte onun hikâyesi de okura aktarılır. Nihal ve Nedim'in, Zeliha ve Engin'in, Cihangir ve Harika Ay'ın ilişkileri ile bu karakterlerin tutunamamışlıkları, yenilgileri sırasıyla aktarılır. Nihayet Halide'nin ölümünün aktarımıyla sonra doğru yaklaşılır. 
    Romanda Derviş Ali'nin anlatıldığı bölümler "Bir Yareli Kuş Çırpınıyor Sanki Telinde", "Ağlatma Beni İncitme Aman" gibi şiirsel dizelerle başlıklandırılır ki bu durum geçmişte yaşananları geçmişin estetik algısıyla tanımlamak olarak düşünülebilir. Böylece dönemin havası yakalanmaya çalışılır. Halide'nin anlatıldığı bölümler ise "Babamın Canfeda Konağı'nı Terk Edişi", "Nihal'in Konağa Gelişi" gibi içeriği yansıtan başlıklarla verilir. 
    Dikkat çeken önemli temalarından biri de "beklemek"tir. Konağın çöküşünü beklemek, idamı beklemek, ahireti beklemek, konağı satmak için antikacıyı ve avukatı beklemek, güzel günleri beklemek... Bu tema, karakterlerin birbiriyle yüzleşmesine de hizmet eder. Uzun zaman sonra konağa gelen Nihal, Zeliha ve Cihangir hem birbirleriyle hem de kendi benlikleriyle hesaplaşma imkânı bulur. Kapalı mekân kullanımı karakterlerin duygu ve psikolojilerini öne çıkarır. 
    Tüm zaman katmanları romanın sonunda bir araya gelir. Zaten Tarık Tufan romanın bir yerinde "Hayatın görünenden ibaret olduğunu düşünmek çok sıkıcı. Ölülerin sonsuza dek yok olduğunu düşünmek bana çok haksızlık gibi geliyor. Yaşanan onca şey, acılar, sevinçler, mutluluklar, aşklar ölenle birlikte yok olup gidecek mi? Hayır, ben böyle bir hayata inanmıyorum. Sevdiklerimizin ölümden sonra başka bir varlık düzeyinde bizimle birlikte olduklarını düşünüyorum. Yokluk hissini kabullenmek istemiyorum." diyerek bu tutumunu açıklar gibidir. Romanın sonuna eklenen ek kısmına göre tüm anlatılanların Nihal Paşagil'in yazdığı bir kitap olduğu ortaya çıkar. Böylece kurmaca ve gerçek arasındaki izler tamamen silinir. İki farklı düzlem arasında, arafta kalan bir roman Gece Açan Çiçekler...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey