Domaniç Dağlarına Nereden Varılır?
Şükufe Nihal, roman, öykü, şiir ve gezi yazısı türündeki eserleriyle Türk edebiyatında önemli bir yer edinen isimlerdendir. Şükufe Nihal'in adı, edebiyat kulislerinde Faruk Nafiz'le birlikte anılır. Gençlik yıllarında Faruk Nafiz’in arkadaş grubunda olan isimlerdendir. Bu grupta Faruk Nafiz'in halasının kızı İffet Halim başta olmak üzere Celal Sahir, Halide Nusret, Behçet Kemal, Nazım Hikmet gibi isimler de vardır (Yücebaş, 1974: 11). Arkadaş grubu arasında yaşanan dostluk şiirlere konu olurken Faruk Nafiz ve Şükûfe Nihal arasında yaşanan aşk da grubun farklı bir dinamiğini oluşturur. Faruk Nafiz; “Yalnız yaşamaktansa Nihâl’imden uzakta/ Kalsam diyorum dâr ü diyârımdan uzakta” dizelerini yazsa da sevgilisinden ayrılır. Bu ayrılığın ardından Şükûfe Nihal, “Son Hatıra” şiirinde; “Ayrılmayız beraber dalarız derinlere!/ Derken bıraktı gitti, elimi arkadaşım...” dizeleriyle karşılık verir (Yücebaş, 1974: 16-17). İkilinin yolları yaşamlarının devamında farklı yönlere doğru akar ancak her iki isim de Türk edebiyatında unutulmaz eserler vermeyi başarır. Şükufe Nihal'in Domaniç Dağlarının Yolcusu adlı eseri bunlardan biridir.
Domaniç Dağlarının Yolcusu'yla İstanbul'da bir kitapçıda karşılaştım. İyi anlaştığımızı görünce benimle birlikte boğazın karanlık ve dalgalı sularını geçip eski bir payitahta, Bursa'ya kadar geldi. Domaniç Dağlarının Yolcusu'nda yazar, çıktığı bir yurt gezisini roman kurgusuyla aktarır. İlk baskısı 1946'da yapılır. Eserde Şükufe Nihal'in Anadolu'ya yolculuğu teşvik ettiği, Anadolu halkına yukarıdan ve küçümseyici bir bakış yerine onların iyi yanlarını gören bir aydın bakışı getirdiği görülür. On dört başlıktan oluşan eserde anlatıcı İstiklâl Savaşı sırasında yaşanan bir olayın peşinden Anadolu'ya gider. Savaş sırasında İnegöl topraklarında bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana hıyanet eden oğlunu kendi silahıyla vurmuş ve böylece düşmana geçit vermeyi engellemiştir. Anlatıcı bu olayın Türk kadınının yüksek vatan terbiyesini anlattığını ancak bir o kadar da acıklı olduğunu düşünür ve gerçekliğini sorgulamak için Domaniç'e doğru yola çıkar. Bu yolculuk onun için büyük bir heyecan sebebidir. Anlatıcı; “Anadolu’muzun bilmediğim bir köşesini daha görecektim. Bir yurt kadınının kahramanlığını, yaşadığı yerleri, çevresindeki insanların ona ait fikirlerini, hatıralarını yakından tanıyacaktım. Kalbim eşini duymadığım bir heyecanla kabarıyordu.” derken bu heyecanı ifade eder.
Anlatıcının yolda karşılaştığı manzaralar Anadolu coğrafyasını ve insanını okura gösterir. Bir sahnede bu: "Ellerinde orağı, çapası, arkasında çocuğu, omzunda testisiyle kadınlar, loş yollardan dönüyor. Bazısı, bir tarlanın kenarında son işini bitirmeye çalışıyor. Bazısı da çamurlu bir dere içinde, toprakları kurumuş çatlak ayaklarını yıkayarak kara çarıklarını giymeye uğraşıyor. Bir başkası da kendi vücudundan daha ağır bir odun, çalı demeti yüklenmiş." cümleleriyle açığa çıkarken bir başka yerde köylülerin aza kanaat etmesinden övgü dolu sözlerle bahsedilir: "Bu insanların hepsi maddî hayattan öyle memnun görünüyorlar ki... Yemekten, içmekten hiç şikâyetleri yok. Elbette köyün dışında, kendilerinin kat kat üstünde bolluk içinde yaşayan insanlar var. Onlar ne bulsalar, neye erişseler, yine şikâyet ederler. Köylüdeki bu sonsuz kanaat nedir? Bu ne büyük değerdir. Bir akşam önce köylü bana yalnız hocasızlıktan, eğitimsizlikten şikâyet etmişti. Şehrin, şehirlinin sahip olduğu şeylerden yalnız bunu istiyordu. Onlara sonsuz bir saygı duymamak mümkün mü?"
Eserde anlatıcının gittiği köyler tüm canlılığıyla verilir. Kaldığı otellerin evlerin dekoru, sokakta gelip giden halkı, muhtarı, yöneticisi, yaşlı halkın yabancı bir simaya bakışlarına kadar tüm hayat sahneleri bir film gibi gelip geçer. Fakat anlatıcının peşine düştüğü hikâyeyi bilen ya da hatırlayan kimse yoktur: “O gün kahveye eski günleri görmüş birçok köylü daha geldi. Hepsiyle görüştüm. Hepsinde o günlerden, ancak çorak birer hatıra kalmıştı. O zaman gönülleri kavuran kıvılcımlar küllenmiş, vatanı koruma duygusunun yaptırdığı sonsuz fedakârlıklar taşkınlığını, önemini kaybetmiş, hatta unutulmuş bile!..” Gönlünde bir hayal kırıklığıyla o kadını bulma ümitlerinden vazgeçerken uykuyla uyanıklık arasında o kadını görür ve kadın bir hayal gibi kaybolup gider.
Domaniç Dağlarının Yolcusu, yayımlandıktan kısa bir süre sonra Şakir Sırmalı yönetmenliğinde "Domaniç Yolcusu/ Unutulan Sır" adıyla filme alınır. Filmde Türkan Pasiner, Reşit Gürzap, Servet Cengiz, Talat Artemel, Sami Ayanoğlu, Reşit Baran, Hazım Körmükçü, Müfit Kipel, Orhan Boran gibi isimler rol alır.
Kaynakça:
Nihal, Ş. (2013). Domaniç Dağlarının Yolcusu. Timaş Yayınları, İstanbul.
Yücebaş, H. (1974). Bütün Cepheleriyle Faruk Nafiz Çamlıbel. Yaylacık Matbaası, İstanbul.
Wikipedia (t.y.). "Domaniç Yolcusu/ Unutulan Sır", [https://tr.wikipedia.org/wiki/Domani%C3%A7_Yolcusu_/_Unutulan_S%C4%B1r, Erişim: 06.01.2025]
Yorumlar
Yorum Gönder