Tehlikeli Tahliller
“Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır.”
-Oğuz Atay
Bireyin Kişilik Kazanma Mücadelesi
Hüseyin Ahmet Çelik, Oğuz Atay’ın döneminin edebiyat ortamındaki roman algısından farklı bir yol izlediğini; romanında “kafası aydınlatılacak, vücudu beslenecek” yığınlar yerine düş ile gerçeği ayırt etmekte zorlanan, tutarsızlığıyla sevimli, kaybettikleriyle anlamlı karakterler sunduğunu; bu karakterlerin gerçek ile düş, Doğu ile Batı, toplum ile birey arasında arafta kalmış insanlardan oluştuğunu “Etkiler” bölümünde dile getirir. Çelik’e göre Türk romanının kişilik sorunu olduğunu düşünen Oğuz Atay, kişiliğin insanın kendisiyle hesaplaşması yoluyla kazanılacağı kanaatindedir. Yazara göre Tehlikeli Oyunlar, toplum olmanın cazibesiyle birey olmanın cazibesi arasındaki çatışmadan doğar. Hikmet, birey olmak için kararlar alarak, seçimlerde bulunarak benlik arayışını sürdürür. Atay’ın amacı insanın kendisiyle hesaplaşmasını ele almaktır. Bu haliyle roman benliğini arayan mustarip bir ruhun iç âlemine yaptığı yolculuğun seyahatnamesi olarak görülür. Çelik, Tehlikeli Oyunlar’daki en önemli motiflerden biri olarak “yarım bırakılmışlığı” sayar. Romanda neredeyse her şey ve herkes yarım kalmıştır. Romanın kahramanı Hikmet bütün işlerini, hayatındaki insanları, kendi ölümünü bile yarım bırakır. Tehlikeli Oyunlar’ın önemli izleklerinden birisi de “varoluşçuluk”tur. Romanı bu felsefenin alanına yerleştiren Çelik, dünya çapında yankı bulan varoluşçuluğun köklerinden kopmuş, temelini yitirmiş, topluma yabancılaşmış insanın varlığını yansıttığını; bu felsefenin Kafka, Camus, Sartre, Beauvoir ile edebiyat sahnesinde yankı bulduğunu; Türk edebiyatının da bu yazarlar aracılığıyla varoluşçuluğu edebiyat üzerinden tanıdığını söyler. Yazara göre Oğuz Atay hem bu felsefeden hem de kimi yazarlardan etkilenmiş hatta bu yazarlarla kendi romanlarının benzeştiği konusunda eleştirilmiştir. Fakat Oğuz Atay, yazdıklarının diğer isimlerin eserlerine benzeştirilmesini kaygısızca karşılar çünkü metinlerarasılığın bilincindedir. Atay’ın romanını bilinç ve bilinçaltının birlikte devreye sokulduğu bir “çeyiz sandığına” benzeten Çelik, bu sandıkta üstkurmacanın, ironinin, mizahın, metinlerarasılığın ve oyunun saklı olduğunu söyler. Bu hâliyle Tehlikeli Oyunlar, “Türk edebiyatının köşe taşları, sütunları, kemerleri, istinat duvarlarından bağımsız, çarpıcı, şüpheli bir mimari” olarak nitelendirilir.
Hicvin ve Yarım Kalmışlığın Romanı
Yazar, “Fikirler” bölümünde Tehlikeli Oyunlar’daki temaları “varoluş”, “benlik arayışı”, “burjuva eleştirisi”, “tutunamama”, “yabancılaşma” olarak belirler. Romanda varoluşçu düşüncenin etkisinde gelişen edebiyatın kendine yer bulduğunu; benliğini bulamayan, varlığını ancak dekor ve kostümle yansıtan burjuva kesiminin hicvedildiğini; romanın yarı aydınlar dünyasından kaçışın ve böylece benliği bulma gayretinin anlatıldığını dile getirir. Oğuz Atay’ın bu gayreti romanında yansıtırken edebî, felsefî metinlerden, ilahî ve mitolojik ögelerden ve tarihî olay ve sembollerden yararlandığını söyleyen Çelik, bunlar arasında “kutsal üçleme miti”ni, “son akşam yemeği”ni, “düşüş”ü ve “Austerlitz muharebesi”ni sayar. Bütün bu içeriğin Tehlikeli Oyunlar’da çok renkli bir dil kullanılarak kaleme alındığını belirten Çelik, kimi bölümlerde Osmanlıca kimi bölümlerde Öztürkçeci tavrın görüldüğünü, Atay’ın kendini kendine anlatacak bir dil isteğinde olduğunu; bu dilin oyunbaz, kıvrak, coşkulu, mizahî, devingen ve ironik olduğunu ve kurgusunda “parodi”nin önemli bir pay sahibi olduğunu vurgular. Ona göre Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay’ın varlığını dil ile ispatlayan romanı sayılır. Tehlikeli Oyunlar’ın adeta gerçek dünyaya ait olup olmadığının muamma olduğu bir gecekonduda geçtiğini söyleyen Çelik, Tehlikeli Oyunlar’ı bir “olamama”, “yaşamama” romanı olarak nitelendirdiğini, bu nedenle bir “buldingsroman” sayılamayacağını, Necati Polat’tan hareketle romanın bir “anti-buldingsroman” olduğunu çünkü oluşu değil yarım kalmışlığı, olmamayı, sonunu getirememeyi anlattığını ortaya koyar. Çelik’e göre Tehlikeli Oyunlar’da da Doğu – Batı çatışması yer alır ancak bu çatışma Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Kemal Tahir’deki gibi toplumsal çerçevede işlenmez; birey nezdinde işlenir. Çatışma Hikmet’in ruhunda, içinde yaşanır.
Sessiz Yankı
Oğuz Atay’ın romanlarındaki değişim ve yenilik ülkenin içinde bulunduğu karmaşa içinde anlaşılamamıştır. Bu romanlardan Tehlikeli Oyunlar’ın yayımlandıktan sonra sessizlikle karşılanmasında Tutunamayanlar’ın da etkisi olduğunu düşünen Çelik, Tehlikeli Oyunlar’ı Tutunamayanlar’a yöneltilen eleştirilere ve layık görülen sessizliğe bir yanıt olarak değerlendirir. Ona göre roman yalnız dil başarısı ve olağan dışı anlatım teknikleriyle değil; piyasa koşullarına tepki mahiyetinde oluşuyla da başarılı olmuştur. Fakat Tehlikeli Oyunlar her ne kadar başarılı olsa da ya Tutunamayanlar’a kıyasla değerlendirilip onun bir devamı sayılmış ve gölgede kalmıştır ya da tamamen görmezden gelinmiştir. Çelik, İbrahim Şahin ve Yıldız Ecevit’in görüşlerinden hareketle Tehlikeli Oyunlar’ın da Tutunamayanlar gibi yanlış devirde ortaya çıktığını, zamanın toplumsal kargaşanın hüküm sürdüğü, ötekinin dışlandığı bir zaman olduğunu, ötekini dışlayan algının 80’lerde yumuşamasından sonra sanat ve düşünce dünyasındaki “keşifler çağıyla” Oğuz Atay’ın fark edildiğini vurgular. 80’li yıllardan sonra Oğuz Atay bir efsaneye dönüşür, roman ve hikâye üzerinde “tutunamayanlar miti” imal edilmeye çalışılır. Çalışmanın sonunda Çelik, Tehlikeli Oyunlar’ın Atay’ın yaşamıyla ilişkilendirilebilecek bir roman olduğunu ancak Atay’ın yaşamı incelendiğinde kent soylu bir aydın olduğunu ve geniş bir çevreye sahip olduğunu bu haliyle Atay’ın bir tutunamayan değil, olsa olsa bir “tutunamayan fotoğrafçısı” olabileceği sonucuna ulaşır. Yazara göre Oğuz Atay, zaman zaman benzer bir duruma, buhrana, yalnızlığa düşse de bu durum tutunamayanların teşhisini yapmak içindir. Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı hem Atay’ın döneminin aksine yarattığı yeni roman anlayışını hem yaşamı ve eserleri arasında kurulan bağa dikkat çekmesi hem de Tehlikeli Oyunlar’ın hâlâ yeterince incelenmediğini vurgulaması açısından önemlidir.
Yorumlar
Yorum Gönder