Ormandan Seslenen Roman

     Soğuk rüzgârların hüküm sürdüğü ormanda dolaşan pars, ne kadar yalnız olduğunu düşünmekten yorgun düşmüştü. Onun ölümü demek bütün soyun tükenmesi ve bereketli Anadolu topraklarının bir türü yitirmesi demekti. Oysa insanlar bunu anlayamıyor belki de anlamak istemiyorlardı. Tüfeklerinden çıkan kurşunun avlarına isabet etmesini başarı saydıklarından hedefteki canlının düşünceleri onlar için hiçbir zaman önemli olmamıştı. parsı önce sırtından yaraladılar, direndi. Bir zaman sonra iki el ateş sesi duyuldu, direnemedi. Son Anadolu Parsı 1974’te Beypazarı’nda vuruldu. Parsın yaşaması mümkün görünmüyordu. Yıllar sonra eli kalem tutan başarılı bir yazarın yolu o ormana düştü. Yazar için ormanın büyük bir anlamı vardı tabii parsın başına gelenleri de biliyordu, duymuştu ve duyarlıydı. Yazmaya başladığı romanına şöyle bir başlık koydu; Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur

    Faruk Duman, Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur’da üniversite eğitimini sağlık sorunları nedeniyle yarım bırakan, askerliğini yapıp köyüne, tek gözlü evine dönüş yolculuğuna çıkan gencin öyküsünü anlatır (Duman, 2019: 11). Kahraman köyüne dönmek üzere ormana girer ve bir süre sonra kendisini birinin, bir şeyin izlediği hissine kapılır. Göremez, duyamaz ama bir soluğun ensesinde olduğunu hisseder. Zaten küçüklüğünden beri ormanda bir göz dolaştığı söylenmektedir. Ninesi, ormanda bir gözün dolaştığını ve ormana gitmemesi için onu zamanında uyarmıştır. Bu göz renksiz, uğursuz ve kimseye ait olmayan bir gözdür (Duman, 2019: 10). Yaşadığı köyde ormanda dolaşan göz hakkında pek çok öykü anlatılagelmiştir. Özellikle Kara Halil’in ormanda dolaşan göz ve Avcı Kemal hakkındaki öyküleri herkesçe bilinmektedir. Avcı Kemal’in ormana kaçması, ormanda hâkimiyet kurması Kara Halil tarafından bir efsane gibi anlatılmıştır. Kahraman bu gözün ne olduğunu, peşinde neyin olduğunu düşünürken ardında homurtular duyar. Merak ettiği gözün peşinden geldiğini anlayınca kaçmaya başlar fakat tökezleyen bir ceylan gibi, dizleri kırılarak yuvarlanır (Duman, 2019: 13). Bu olay, kahramanın gözün sahibi olan parsla ilk karşılaşmasıdır. Orman, romandaki rolünü oynamaya başlamıştır. Ormanın rolü roman boyunca genişleyecek ve romanın merkez kişisi olarak kahramanla aynı rolü paylaşacaktır. Bunda Faruk Duman’ın yazın hayatında ormanın, ormandaki canlıların ve doğanın büyük rol oynaması etkilidir. Yazarın Sus Barbatus serisinde olduğu gibi Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur’da da ormanı tüm canlılığıyla işlediği, ormanın dinamikleriyle kahraman arasında bir bağ kurduğu görülür. Romanda kahramanın ormanla kurduğu ilişki şu cümlelerle belirginlik kazanır; “Ormanda, her zamankinden daha rahat hareket ettiğimi, adeta ormanla birlikte soluk alıp verdiğimi duyumsadım. (…) Ormanın karnıyla benim karnımdı, birlikte alçalıp birlikte yükselmeye başlamıştı. Olağanüstü bir şeydi bu. Çünkü, elbette kuru bir soluktan ibaret değildi. Orman, dünyanın bilgisini taşıyordu bana.” (Duman, 2019: 87)

    Kahramanı ormanda baygın bulan Kadirgilin Hasan Efendi’yle onun kızı ve oğludur. Bu aile kahramanın hayatında ormandan sonraki ikinci büyük gizem kaynağıdır. Dışarıdan görünmeyecek şekilde bir bahçenin içinde bulunan evleri, baba-oğul ve kız arasındaki ilişki kahramanın o evde olanları merak etmesine sebep olur. Bu ailede aile içi şiddet bir yana birbirleri arasında tutarsız ve enseste yaklaşan sapkın ilişkiler göze çarpar. Çocuk kızı yatağa bağlar, kızınca döver. Baba-oğul onu evden çok nadir olarak çıkarır. Avcı Kemal’in öyküsünden sonra bu ailenin öyküsü romanda ikinci iç öyküyü oluşturur. Romanın kahramanı isimsiz gencin aile tarafından kurtarılmasıyla başlayan ilişki, gencin genç kızdan hoşlanması ve onu maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetten kurtarmaya çalışmasıyla gelişir. Romanın sonunda adının Ceren olduğunu öğrendiğimiz ve kahramanın Rapunzel’e benzettiği kızla ormana kaçıp parsın yuvasına sığındıkları görülür. Ceren’in babası ve erkek kardeşinin yakınlarda olduklarını hissetmesi üzerine oradan ayrılırlarken pars ortaya çıkar; “Derken parsı gördüm. Sisin içinden çıktı, ağır, güçlü adımlarla, avına değil, düşmanına meydan okudu. Sırtını bize verdi, yüzünü adamlara döndü.” (Duman, 2019: 91) İkili kaçmaya devam ettiği sırada duyulan iki el silah sesi ise korkunç sonun habercisidir. Roman boyunca ormanda parsı arayan, onu yakalamak için hava aydınlanmadan ormana dalan baba-oğul sonunda parsı vurmuştur.

    Romanda birbiri içerisine geçmiş olarak anlatılan öyküler, kahramanın annesinin ölüp ölmediği hakkında duyduğu histerik psikolojik durum, Rapunzel’in öyküsüne paralellik gösteren Ceren’in öyküsü ve ormanın roman kahramanı gibi bir işlev yüklenmesi romana düşsel bir hava verir. Gerçekle hayalin arasındaki sınırların silikleştiği roman sayfa sayısı bakımından az olsa da anlattıkları, ele aldığı konular ve verdiği mesajlarla dikkate alınması gereken bir eser. Elbette yok olan bir türü edebiyat dünyasına taşıyıp onu yaşatmaya devam etmesi ve tüm insanlar adına parstan özür diliyor olmasını da unutmamak gerek.

Ek olarak: "Son Anadolu leoparı (Anadolu parsı-Panthera pardus tulliana) 17 Ocak 1974'te Ankara'nın Beypazarı ilçesi yakınlarında görülmüş ve aynı gün öldürülmüştü. İlçeye altı kilometre mesafedeki Bağözü köyüne yaklaşan leopar, tek başına bahçeye giden Havva Köksal’a saldırmış ve onu kolundan yaralamıştı. Olaya uzaktan tanık olan bir kadın “Havva'ya canavar saldırdı” diyerek köylüyü ayaklandırmıştı. Köylüler daha önce hiç görmedikleri ve kurt sandıkları “canavar”ın peşine düşmüş ve bilinen son Anadolu leoparı, köyün muhtarı Ahmet Çalışkan'ın mavzerinden çıkan dokuz fişeğe yenik düşmüştü." -T24

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey