Soruşturma Sonucunda Suçlunun Postmodernizm Olduğu Ortaya Çıktı
Romanda üç zaman vardır; önce, şimdi ve sonra. Bu üç zamanda da üç farklı
öykü anlatılır fakat bu öyküler birbiriyle paralel olarak gerçekleşir. Önceki zamanda yaşananlar Aksak Ahmet’in idam edilmesi ve
Ahmet’in çaldığı kolyeyi Cellat’ın kendisi için almasıyla devam eder. Cellat,
baba mesleği olarak devam ettirdiği işinde artık acıları, iğrenmeyi ve
tiksinmeyi bir kenara bırakıp hissizleşmiş ancak çocuklarının bu mesleği yapmak
yerine âlim, zanaatkâr olmasını isteyecek kadar da ideal sahibidir. Ahmet’i
idam ettikten sonra ondan aldığı ejderha motifli kolyenin değerini öğrenmek
için Ermeni Mangasar’ın dükkanına gitmesiyle Cellat’ın hayatında büyük bir
dönüm noktası olur. Bu kolyenin Aynalı Ejder tarikatından birisine ait bir
madalyon olduğunu öğrenir ve bu tarikat hakkında Mangasar ile saatlerce sohbet
eder. Sohbetleri her geçen dakika koyulaşırken Cellat’ın tarikata yönelik
merakı iyice kabarır. Kısa zaman sonra Cellat, Mangasar aracılığıyla Aynalı
Ejder tarikatından birisiyle tanışır, onların varlık sebebini, amaçlarını ve
tarikat yapılarını öğrenir. Kısa süre sonra da tarikatın etkisiyle kendisini
onlardan biri olarak bulur. “‘Ben’ ile ‘öteki’ arasındaki çizgiyi yok ederek
‘her insanda öznesi farklı olan ama sonuçta tek bir birlikteliği
biçimlendirecek’ bir evrensel barış, dinlerin ve ırkların birlikteliği emelini
güden tarikat (…)” (İzgeç, 2023: 103) kendilerine ait yöntemlerle -ki bunlar
arasında tarikata girecek olan adayı Aynalı Oda adlı her yanı aynalarla dolu
bir odada aylarca tutmak, çilesi bitince de gözlerini dağlamak gibi uygulamalar
da vardır- müritlerini seçerek birliğe
ulaşmaya çalışır. Cellat’ın öyküsünden sonra yarı deli yarı şair yarı ressam
bir adamın rehabilitasyondaki odasında yaşadıkları diğer öyküyü oluşturur. Bu
öykü romanın hacimce en az yer tutan kısmıdır. Eskiden çok iyi bir yazar
olduğunu söyleyen adam rüyalarında sürekli gördüğü ejderleri kırmızının
tonlarını kullanarak resmeder. Kendi halinde ve kendi kendine konuşurken yanına
oda arkadaşı olarak bir ihtiyar getirirler. İhtiyarın sürekli konuşup bir
şeyler anlatmasından, soru sormasından ve resimlerine karışmasından usandığında
onu boğup öldürerek katil olur ama aklî dengesinin yerinde olmaması sebebiyle
hapsedilemez. Bunun yerine kendine ait bir hücreye kapatılır ve yıllarca oradan
çıkmayı bekler. Romanın üçüncü öyküsü Dedektif Sair Bey’in bir cinayeti
aydınlatmasını konu edinir. Teknolojinin geliştiği bir gelecek zamanda geçen
öykü ünlü bir yazarın öldürülmesiyle başlar. Yazarın karısı Bayan Zair,
dedektifi arayarak kocasını kimin öldürdüğünü bulmasını, kendi canlarının da
tehlikede olduğunu ve bu işi çözse çözse kendisinin çözeceğini söyler. Dedektif
Sair, yazarın öldürüldüğü mekâna giderek araştırmalar yapar ve son romanının
müsveddelerini de yanına alarak ayrılır. Zaten yazarın başına ne geldiyse son
romanı yüzünden gelmiştir. Romanda bir tarikatın ilkelerini, amaçlarını ve
yapısını ifşa etmiş, tarikatın gizliliği tehlikeye girmiştir. Dedektif Sair,
yazarın romanını okuyup tarikatlar hakkında aldığı notlara kafa yorar,
içlerinden Aynalı Ejder tarikatına dair notları görür ve bu tarikatı
araştırmaya başlar. Fakat hiçbir yerde yazarın romanı kadar detaylı bilgilere
ulaşamaz. Dava peşinde bitkin düşen dedektif, peşinde birileri olduğunu sezer
ve bunların Aynalı Ejder tarikatının mensupları olduğunu bilir. Tarikatı
araştırdığı geç vakitlerden birinde çalıştığı merkezde birisinin dolaştığını
duyan dedektif, bunların Aynalı Ejder mensupları olduğunu düşünür ve paranoyak
bir şekilde odasına doğru kaçmaya başlar. Odasının kapısının zorlandığını
görür, içeride nasıl bir sürprizle karşılaşacağını bekleyerek kapıyı açar ve
bir mektup bulur. Mektup Aynalı Ejder tarikatından gelmiştir ve dedektiften
elindeki roman müsveddelerini kendilerine verilmesini ister. Mektuptaki adrese
doğru yola çıkan dedektif tıpkı geçmişte Cellat’ın tarikatla ilk karşılaşmasına
benzer bir şekilde onlarla karşılaşır. Tarikat üyelerinin kendileri hakkında verdikleri
detayları dinler. Elbette bunca bilgiden sonra tarikat dedektifi bir daha
dışarıya bırakmaz. Onu kendi müritleri olarak seçmişlerdir. Tarikatın gizliliği
için de bu durum mecburidir. Dedektif Sair, geçen zamanda tüm ümidini yitirir,
kendini Aynalı Oda’da benliğiyle baş başa bulur.
Anlatılan bu üç öykü romanın sonuna gelene kadar birbirinden tamamen
bağımsız gibi görünür. Aralarındaki tek ortak nokta bahsi geçen tarikat ve
ejderha motifidir. Romanın sonunda ilk anlatılan öykü olan Cellat’ın öyküsünün
aslında yarı deli yarı ressam olan yazar tarafından yazıldığı anlaşılır.
Rehabilitasyonu yıllarca süren ve yazdığı romanı otuz yıl sonra yayımlayan
yazar, tarikatın iç yüzünü açığa çıkardığı gerekçesiyle tarikat mensupları
tarafından öldürülür. Bu sahne romanda yazarın dilinden şöyle aktarılır: “Şimdi
bu yazı evinde içerideyken yazdıklarımla birlikte, yine bir başınayım. Yıllar
boyunca özenle ve tutkuyla tuttuğum, içine bazen yalnızca kayıt düşmek, iç dökmek
için değil de, kısa bir öykü kaleme alır gibi estetik ve etkileyici olma
güdüsüyle yazdığım günlüğüm ve sonunda bitirdiğim, içine kendimi de koyduğum,
geçmişi ve geleceği kurguladığım romanım: Aynalı Oda. (…) Aynalı Ejderler,
sayemde artık herkesin bildiği tüm sırlarıyla ve ulu emelleriyle hâlâ burada
olmalılar.” (İzgeç, 2023: 155) Dedektif Sair’in aydınlatmaya çalıştığı cinayet
işte bu cinayettir. Yazar, tarikatı ifşa ettiği için öldürüleceğini ve ölüme
gittiğini de hissetmiş ve kaleme almıştır: “Ben yaşlı yazar, yanılmıyorum.
Çünkü basamakları ayakları altında döve döve yukarıya, yanıma geliyorlar. Beni
öldürmeye geliyorlar. Düşünüyorum: Duvardaki ejder resmimin saatler sonra
dedektifimin kulağına fısıldayacağı gibi üç kişiler ve öfkeliler.” (İzgeç, 2023:
155) Böylece yazar, romanın başından beri aktardığı üç öyküyü yani Dedektif
Sair, yarı deli yarı ressam yazar ve Cellat’ın öyküleri birleşmiştir. Fakat bu
üç öykünün birbiriyle tam bir uyum içinde olduğu söylenemez. Cellat’ın öyküsü, öldürülen
yazarın yazdığı roman olması dışında kalan kurmacayla hiçbir bağa sahip
değildir. O ayrı bir serüvendir ve devamında ne olduğu meçhul kalmıştır. Romana
üslubundan yaklaşacak olursak, ilk romana özgü kimi aksaklıklar olduğu,
tutarsızlıklar olduğu da söylenebilir. Geçmişin anlatımına süslü bir dille
başlandıktan sonra bir – iki sözcükle kurulan cümle yapısının fazla tekrarı dil
açısından talihsiz olmuştur. Buna karşın İslam tarihindeki tarikatların ve
Aynalı Ejder tarikatının ele alındığı kısımlar başarılı kurgulanmış, cümleler
uzun ve detaylı, ortaya koyulan düşünceler derindir. Buradan yazarın tarikatlar
hakkında bir bilgi birikimine sahip olduğu, romanı kurgularken bu birikimden
yararlandığı sonucuna ulaşılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder