Bir Gün Bir Dinozorun Dişi Ağrımış

    Dinozorlarla Karıncaların Öyküsüne şu sözlerle başlıyor Liu: “Eğer yeryüzünün tarihini bir güne sığdırırsak bir saat yaklaşık iki yüz milyon yıla, bir dakika üç milyon üç yüz bin yıla, bir saniye elli beş bin yıla eşit olurdu. Yaşam, sabahın sekizi veya dokuzunda başlasa da medeniyet, günün en son saniyesinin en son ânında ortaya çıkardı. Kutsal bir Yunan tapınağının önünde kadim dönemin filozoflarının ilk kez tartışmalar yaptığı, mahkûm kölelerin piramitlerin ilk taşını yerleştirdiği; Konfüçyüs'ün sazdan kulübesinde, mum ışığında ilk müridini kabul ettiği günden sizin bu kitabın ilk sayfasını çevirdiğiniz güne kadar saniyenin sadece onda biri kadar süre geçerdi." (Liu, 2023: 5) Yeryüzünün tarihini yazmak bu kadar zor ve belli sınırlara sığdırılamıyor olsa da Cixin Liu, kalemiyle, 66 milyon yıl öncesine uzanıyor. Bu yıllar, dünyanın Kretase dönemi olarak adlandırılan döneminin son yılları. Dünya üzerindeki yaşam Gondvana ve Lavrasya adlı aynı yükseltilere sahip kıtalarda sürüp gidiyor. Bu dönemde kıtaların hakimi altın çağlarını yaşayan dinozorlar. Kısacası insandan eser yok. İnsanın olmayışı medeniyetin ve aklın dünyada henüz egemen olmadığını, dünyadaki yaşamın yalnız türlerin yaşamsal dürtülerine -beslenmek, hayatta kalmak ve üremek gibi- hizmet eden bir döngü içerisinde sürüp gittiğini düşündürüyor. Fakat gerçekten de öyle miydi? İnsanlar yeryüzüne gelmeden önce de bir medeniyet dünyada hüküm sürmüş olamaz mıydı? Teknoloji gelişmiş, buluşlar, icatlar yapılmış, uzayın sırları keşfedilmiş olamaz mıydı? Liu, tüm bu soruların cevabını aradığı Dinozorlarla Karıncaların Öyküsü’nde bu sorulara kendi fantastik ve kurgusal diliyle yanıt veriyor.

Kretase döneminin başlıca türü olan dinozorlarla onlardan kat kat küçük, neredeyse dinozor gözüyle görülemeyecek bir tür olan karıncaların medeniyet kurma çabası, bir Tyrannosaurus’un avladığı kertenkelenin etlerinin dişine sıkışması ve bunun onu huzursuz etmesiyle başlar. Karıncalar amansızca dişlerini kurcalayan ama bir türlü sıkışan et parçasına ulaşamayarak kendilerinden yardım isteyen Tyrannosaurus’un ağzına tırmanarak onu dişindeki et parçasından kurtarırlar. Böylece Tyrannosaurus huzura kavuşurken kıtlık çeken karıncalar da kendilerine fazlasıyla yetecek yiyecek bulmanın sevincini yaşarlar. Hasta – doktor sıfatlarıyla başlayan türler arası etkileşimin ünü Gondvana kıtasına yayılır ve karıncaların dişçilikteki maharetine başvurmak isteyen çok sayıda dinozor karınca topraklarına gelmeye başlar. Bu göç, dişçiliğe talebin artmasına neden olduğundan başka diyarlardan karıncalar da göçe başlar ve ilk tedavinin yapıldığı yerde karıncalar Mine Şehri adlı ilk şehirlerini kurarlar. Dinozorlar ise karıncalara yakın olmak maksadıyla hemen yakınlarda Dev Kaya Şehri’ni kurarlar. İnsan türünden önce kurulan medeniyet böyle başlar.

Sonraki çağlarda dinozorlarla karıncalar arasındaki etkileşim yazıyı merkeze alarak gelişir. Dinozorların devasa kayalara ve ağaç yüzeylerine yazdıkları yazılar yerine karıncalara yazı yazdırmaları türler arasındaki birebir ilişkilerin gelişmesini sağlar. Kısa sürede dinozorların yazısını öğrenen karıncalar onlarla iletişime geçer ve iki medeniyet de yüzyıllar içerisinde hem gelişir hem de birbirlerinin eksiklerini tamamlarlar. Dinozorlar hayalperest ve meraklıdır. Gelişmek, yeni bir şeyler meydana getirmek konusunda hünerlidirler. Fakat fiziksel yapıları bazı motor becerileri gerçekleştirmelerini engeller. Bu noktada karıncalara ihtiyaç duyarlar. Çünkü karıncalar teknik konulardaki meziyetleri ve küçük boyutlarının avantajıyla titizlik gerektiren birçok işi rahatlıkla yaparlar. Karıncalar ise kendilerine ufuk açmaları, hayal edebilmeleri ve yenilikleri ortaya koymaları açısından dinozorlara bağlıdırlar. Liu’nun bu iki türü birbirini tamamlayan taraflar olarak kurgulaması dikkate değer. Eser boyunca dinozorlar ne zaman başları sıkışsa karıncalardan yardım isterler. Tıbbi tedavilerde karıncalar egemendir, icat edilen araçların, makinelerin donanımlarında karıncalar çalıştırılır, yazıyı karıncalar yazar. Bütün bunlar fiziksel yetkinlik – yoksunluk ekseninde öykü boyunca vurgulanır. Fakat bu iş birliği günümüz dünyasında da olduğu gibi bir yerden sonra bozulur. İş birliğinin bozulmasının ardında dinsel sebepler vardır. Bu da Liu’nun dinozorlarla karıncaları insansı bir tasarım içerisinde gördüğünü gösterir. Eserde tanrının sureti konusunda yaşanan ayrılık, sonraki çağlarda yaşanacak ayrılıkların zeminini oluşturur. Dinozorlar tanrının dinozor suretinde olduğuna inanmaktadır: “Dinozorların İmparatoru, 'Tanrı, hiç şüphesiz ki dinozor suretindedir. Biz inancımızla Tanrı'yı gördük. O, her dinozoru temsil eder,' dedi.” (Liu, 2023: 49) Buna karşın karıncalar da tanrının karınca suretinde olduğuna inanmaktadır: “Karıncaların Kraliçesi, 'Tanrı, hiç şüphesiz karınca suretindedir, bizler de kendi inancımızla Tanrı'yı gördük. O, her karıncayı temsil eder,' diye cevap verdi.” (Liu, 2023: 49) Bu anlaşmazlık büyük bir yıkım ve kıyımla sonuçlandıktan sonra iki tür de tanrının aslında belli bir sureti olmadığı konusunda hemfikir olur: “Tanrı ne karıncaya benziyor ne de dinozorlara. Tanrı'nın şekli yok, aynı bir rüzgârın esintisi, bir ışık huzmesi ya da bütün dünyayı saran hava gibi, her kum tanesinde ve her bir su damlasında onun izi var.” (Liu, 2023: 73) Böylece insan türünün evrimine benzeyen süreç dinsel açıdan da karıncalar ve dinozorlar üzerinden ele alınır.

Dinozor türünün Gondvana İmparatorluğu ile Lavrasya Cumhuriyeti arasında süren mücadelesi ve Karınca İmparatorluğu’nu hor görmeye başlamaları Kretase dönemini bir daha geri dönülmeyecek sona doğru sürükler. Bu hengame arasında her iki dinozor devletinin uzayda yakın zamanlarda anti maddeyi keşfetmeleri ve bu anti maddeyi birbirlerine karşı bir silah olarak kullanmak için dünyaya getirmelerine şahit olunur. Anti maddeler, dünya ile etkileşime geçmeyen manyetik tanklarda saklanmaktadır. Fakat kendilerini yok etmemeleri için belli aralıklarla sinyal gönderilmesi gerekir. Dinozorların bu düzeneği yaparken hesaba katmadıkları şey karıncaların gazabına uğrayacak olmalarıdır. Karınca İmparatorluğu, evreni nükleer silahlar, ağır sanayi ve sürekli artan kirlilikle tehdit eden dinozorlara bir ders vermek için onların tüm teknolojisine saldırır, tüm ileri gelenlerini öldürür. Tam da bu sırada anti maddeden ve dinozorların düzeneğinden haberleri olur ancak sinyal kulesini de yıktıkları için anti maddeye sinyal gönderemezler ve onun patlamasını engelleyemezler. Karıncaların konsülü, sonunu bekleyen karıncalara: “Dünyanın sonu yakın, herkes kendi başının çaresine baksın!” (Liu, 2023: 163) diye seslenir ve karıncalar yaşanacak patlamadan korunmak için yer altına çekilirler. Liu, öykünün sonunu kendine göre kurgulamış olsa da yaygın olan dinozorların yok olması hikâyesine benzer bir son yazmıştır. Bu bilgiye göre Kretase döneminin sonunda bir göktaşı dünyaya çarpmış ve yaşayan türlerin büyük bölümü yok olmuştur. Bu yok oluştan en fazla etkilenenler ise Kretase döneminde altın çağlarını yaşayan dinozorlardır. Liu, benzer sonu anti maddelerin manyetik alanı geçerek dünya ile etkileşime girmesi ve dünyayı kasıp kavurmasıyla ele alır. Eserin sonunda birbirleri arasında konuşan Karınca A ve Karınca B’nin ağzından bütün medeniyetin yok olduğunu, dinozor türünün ortadan kaybolduğunu ve ancak çok az karıncanın yaşamaya devam ettiğini öğreniriz. Bu karıncalar dünyadan kalkan tozlarla güneş ışığının kapanmasından dolayı iliklerine kadar kışı yaşamaktadırlar ve birbirlerine: “Zaman sonsuz. Her şey eninde sonunda gerçekleşir.” (Liu, 2023: 167) diyerek teselli verirler.

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bursa'nın Tutunamayanlar'ı

Ho Ho Ho da Maşallah

Kan Damlası ve Hayret Bey