Define Peşinde Aşka Tesadüf Etmek
Define, Mehmet Rauf’un macera
türünde yazdığı roman ikilemesinin ilk kitabıdır. Roman, Erzurum Hastanesi
Başhekimi Şakir Feyzi’nin günlüğüne yazdığı ve kendi başından geçen bir
macerayı konu edinir. Şakir Feyzi’nin Erzurum’daki doktorluk hayatı, yaşlı
hastası Hacı Hanım’ın ona bir sırrını açması neticesinde değişir. Hacı Hanım
gençliğinde II. Abdülhamid’in paşalarından biri olan Abdüssamed Paşa’nın
konağında kahya kadınlık yapmıştır. Bu sırada Paşa’nın canından çok sevdiği
kızı Hâdiye’ye Raci Bey adında bir paragöz musallat olmuş ve onu kendisine aşık
ederek kaçırmıştır. Raci Bey, böylelikle Paşa’dan para koparmayı planlamış fakat
Paşa, kızını ne kadar çok sevse de Raci Bey’e para yedirmemiştir. II.
Meşrutiyet’in ilanıyla devrilen hükümette görev alan Abdüssamet Paşa, sonunun
geleceğini, konağının basılıp tüm mallarının yağmalanacağını düşünür. Bu nedenle
kendisine bir şey olduktan sonra kızı parasız kalmasın diye varını yoğunu bir
yere saklar ve bu hazinenin nerede olduğunu kahya kadına söyler. Kahya kadından
tek isteği kızı Hâdiye’ye ulaşıp bu hazineyi ona vermesidir. Kahya kadın (Hacı
Hanım) bir ömür Hâdiye’nin izini sürse de ona ulaşamaz. Kendi ömrünün sonunun
geldiğini düşündüğünden bu sırrı doktor Şakir Feyzi’ye açar. Şakir Feyzi, ipuçlarını
güç bela çözerek İstanbul’a giderek Hâdiye Hanım’ı bulur. Bu sırada Hâdiye
Hanım’ın kızı Suzan’ı görür:
“O anda kapıdan genç bir hanım girdi. Fakat bu tam
mânâsıyla güneşin doğuşuydu. Annesinin yüz hatlarının daha dostça, daha asil
bir ifadeyle âdeta parlayarak yansıdığı bu genç hanımın yüzü, annesi gibi bir
güzellik abidesiydi. Bu kız, narin görünen ufak tefek vücut hatlarının
umulmadık zenginliğiyle ve şiir gibi ahenkli, mânâlı bakışıyla, tebessümüyle
parlıyordu.” (Rauf, 2022: 26) Alıntıdan anlaşılacağı üzere Şakir Feyzi bu
karşılaşma neticesinde Suzan’a tutulur. Bundan sonra hazineye olan düşkünlüğü
Suzan’a olan düşkünlükle yer değiştirir. Hazineden alacağı payla neler yapacağını
hayal ederek geçen zamanı, Suzan’ı kendisine aldıktan sonra günlerinin nasıl huzurla
geçeceğini düşündüğü zamanlara dönüşür. Böylece Mehmet Rauf, diğer romanlarında
olduğu gibi bir macera romanı olan Define’de de aşktan bahsetmekten geri
durmamış olur. Romanın baş karakteri Şakir Feyzi ve Hadiye Hanım’ın kızı Suzan
birer aşk genci, güzelliklere ve güzellere tutkulu kişiler olarak göstermiştir.
(Çıkla, 2001: 15)
Şakir Feyzi hem hazineyi bulmak hem de Suzan’ı kendisine almak için ipuçlarını takip ederek hazineyi aramaya devam eder. Ancak Şakir Feyzi’nin peşinde hiç tanımadıkları adamlar musallat olmuştur. Şakir Feyzi bu adamların Raci Bey’in adamları olduğunu anne kızdan öğrenir. Hazinenin Abdüssamed Paşa’nın atıl durumdaki eski konağında olduğunu anladığında ise onları kendince atlatarak konağa gider. Hazineyi hamamda bulur ve içinden elmasların bulunduğu bir küçük keseyi anne kıza götürerek onlara umut verir. Evden çıktığı vakit ise atlattığı sandığı adamlara yakalanarak kaçırılır. Şakir Feyzi’nin başına gelenler tıpkı okuduğu polisiye – macera romanlardaki gibidir. Hatta Define’de birçok kez Şakir Feyzi’nin okuduğu romanların etkisinde kaldığı kendi ağzından söyletilmiştir. O, içinde bulunduğu gürültülü patırtılı durumların romanlarda olduğunu sanır:
“İki ay evvel kim derdi ki bir gün işleri güçleri yağma, çapul
ve hırsızlıktan ibaret olan bir sürü haydutla yumruk yumruğa, pençe pençeye, silah
silaha mücadeleye mecbur olacağım. Hem söyleseler bile inanır mıydım? İnanmak
mümkün müydü? Bir kere, ömrüme bir kimseyle kavga etmiş değildim. Gürültülü
maceralardan daima kaçınır, çekinirdim. Tek özelliğim, Sherlock Holmes, Arsen
Lüpen maceralarını ve bazı İngiliz, Amerikan polisiye romanlarını büyük bir
merak ve özenle okumuş olmaktan ve yalnız keskin ve mutlak tehlikeli zamanlarda
pervasız bir cesaretle donanmış bulunmamdan ibaretti.” (Rauf, 2022: 100) Hatta
başından geçenleri dostu Hasan Fuad’a anlattığında Hasan Fuad da bu olayların
romanlara benzediğini dile getirir: “Vay geçmişini… Hay anasını… Ulan
yaptıkları şeye bak! İnsam roman okuyorum zannediyor.” (Rauf, 2022: 104)
Şakir Feyzi, kaçırıldığı yerden Don Kişotvari bir şekilde kaçar. Bu sefer Suzan’ı bulamaz çünkü adamlar onu da kaçırmıştır. Romanın bu noktasından sonra Şakir Feyzi, sevdiği kadını kurtarmaya çalışan bir kahramana dönüşür ama bu kahramanın bütün yeteneği kendisinin söylediği gibi okuduğu romanlardan öğrendiklerinden ibarettir. Bu sebeple aynı adamlara yine yakalanır ve bir sarnıca hapsedilir. Böylesi insanlarla mücadele etmenin kolay olmadığını anlar. Şakir Feyzi’yi zindandan kurtaran Suzan olur. Aynı evde tutsak olan Suzan, sütninesi aracılığıyla Şakir Feyzi’yi kurtarır ve birlikte konaktan kaçarlar. Tam yakalandıkları sırada Şakir Feyzi’nin arkadaşı Hasan Fuad’ın imdada yetişmesiyle kurtulurlar. Romanın sonunda hazineye kavuşulur ve bu hazineden herkes payını alır. Şakir Feyzi’nin saadeti ise Hâdiye Hanım’ın teklifiyle tamama erer. Hâdiye Hanım:
“Size gelince, siz artık biz demeksiniz.
Sizi parayla mükâfatlandırmak arzusu büyük küstahlıktır. Yalnız bilmem ki
münasip gördüğüm hediyeyi kabul etmek ister misiniz? (…) Yok yok telaş etmeyiniz.
Hediye dediğim başka bir şey değil, bilmecelerde olduğu gibi canlıdır. Size
kızımı eş olarak vermek istiyorum. Kabul mü?” (Rauf, 2022: 136) Böylece roman
mutlu sonla bitmiş, kahramanlar bir suç çetesiyle kendi başlarına ettikleri
mücadeleyi polise devrederek mutlu bir hayatın yolunu tutmuşlardır. Bu mutlu
hayat tablosu, Kan Damlası’nda içlenen cinayetlerle yer bir olacaktır.
Kaynakça:
Rauf, M. (2022).
Define. İstanbul: İthaki Yayınları.
Çıkla, S. (2001)
“Halit Ziya ve Mehmet Rauf'un hayatları ile romanları”. Dergâh Edebiyat
Sanat Kültür Dergisi, S. 142. ss. 14-17.
Yorumlar
Yorum Gönder