"Türk Kültüründe Gulyabani" adlı çalışma "Dünyada
Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani", "Türk Tarih ve
Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde Gulyabani", "Klasik Türk
Edebiyatında Gulyabani" ve "Gulyabani İllustrasyonları” başlıklı dört
bölümden oluşuyor.
Çalışma, bir zamanların "Canavar Avcısı" olarak nam salmış
Sadettin Teksoy'un sunuş yazısıyla başlıyor. Böylece dikkat çekici bir girişle
canavarların evrenine giriş yapılıyor.

"Dünyada Gul/Gulyabani ve Türk Halk Bilgisinde Gulyabani"
başlıklı bölümde Seçkin Sarpkaya, dünya kültürlerindeki inançlarının,
mitlerinin, efsanelerinin, masallarının ve kısaca tüm halk bilgisi ürünlerinin
türlü türlü varlık ve canavarla dolu olduğunu söyler (2022: 22). Dünya
kültüründe yer alan bu olağanüstü yaratıklardan birisi de Gulyabani'dir.
Sarpkaya, bu konu üzerine çalışan isimlerden alıntılarla gulyabaninin
"Gul", "gul-i biyâban", "ghoul" gibi terimlerle
karşılandığını; kelimenin Arapçadaki gavl kökünden türediğini ve anlamının
"insanı şaşkınlıkla yakalayıp helak eden şey" olduğunu ortaya koyar
(2022: 24). Yazar, gulyabaninin pek çok farklı şekillerde tasvir edildiğini,
dev, cin, ifrit, cadı, şeytan gibi varlıkların özelliklerini kendinde
barındırdığını, ıssız yerlerde ya da mezarlıklarda dolaşarak insanları kandırıp
helak ettiği belirttikten sonra gulyabaninin Arap ve Fars kültüründeki, oradan
da Türk kültüründeki yerini ortaya koyar. Sarpkaya'nın tespitine göre Türk
kültüründe gulyabani insani yolundan şaşırtan, yoldan çıkaran varlıklar
kategorisindedir ve daha çok çocukları korkutmaya yönelik varlıklar
arasındadır. Bu anlamda gulyabani 'kişinin yoldan çıkmaması' üzerine işlevsel
bir varlıktır. Yoldan çıkan kişinin başına gelebilecek tehlikeler yaban
dünyanın dev veya büyülü varlıklarıyla açıklanmaktadır. Gulyabani kavramında
Türk kültüründeki kötücül ve korkunç varlıklara dair tasavvurun çoğu
toplanmaktadır. Bu anlamda gulyabani sadece bir adlandırma olarak Türk
kültüründe bir demonik varlığın tanımlanması haline gelmiştir. Gulyabani bir
dev, cadı, al karısı, vampir veya doğadaki bir tehlikenin sembolü olabilir
(2022: 33).

"Türk Tarih ve Edebiyat Kaynakları ile Popüler Kültürde
Gulyabani" başlıklı ikinci bölümde Mehmet Berk Yaltırık gulyabaninin
Osmanlı literatüründeki yansımlarını inceler. Burada Ahmet Vefik Paşa'nın
Lehçe-i Osmani, İmam Bedreddin Şiblî'nin Âkâmü'l Mercân fi Ahkâmi'l Cân,
Kazvinî'nin Acaibü'l Mahlûkat ve Garâibü'l Mevcudât, Demirî'nin Hayâtü'l
Hayevân, Şemseddin Sami'nin Kâmus-ı Türkî, Mehmed Bahaeddin'in Türkçe Lugat,
Ali Nazım ve Reşad'ın Mükemmel Osmanlı Lugati ve Evliya Çelebi'nin Seyahatname
adlı eserlerindeki gulyabani tanımlarını verir. Örneğin Şemseddin Sami,
gulyabaniden; "tenhalarda ve karanlıkta korkudan insanın gözü önünde
tecessüm eden mahuf hayal: gulyabani" olarak bahsetmektedir (2022: 54).
Yaltırık, yazısının devamında gulyabaninin Hüseyin Rahmi'nin
"Gulyabani" adlı romanı ve bu romanın akabinde Lale Oraloğlu
Tiyatrosu'ndaki oyunlaştırması ve 1976'da Ertem Eğilmez'in yönettiği "Süt
Kardeşler" filmiyle popüler kültürde kendine yer bulduğunu dile getirir
(2022: 65).
"Klasik Türk Edebiyatında Gulyabani" başlıklı üçüncü bölümde
Ömer Faruk Yazıcı, 89 divan, 51 mesnevi, 7 tarihname, 4 menâkıbname olmak üzere
151 eseri tarayıp gulyabaninin divan şiirindeki izini sürmüştür (2022: 77). Bu
eserlerde gulyabaninin insanlıktan uzak oluşu, yabanda gezmesi, insanlara
seslenmesi, şekil değiştirmesi ve gün doğunca kaybolması, insanları yoldan
çıkarıp avlaması ya da çirkinliğin gulyabaniye benzetilmesi, şiirlerdeki rakip,
zahit ve düşmanın gulyabaniye benzetilmesinin işlendiği sonucuna varılmıştır.
Bu bölümde Yazıcı, divan şiirlerinden örnekler vermeyi de ihmal etmez.
"Gulyabani İllustrasyonları" başlıklı dördüncü bölümde ise
çalışma için çizimleriyle katkıda bulunan sanatçıların eserlerine ve eserleri
hakkında kendilerinden istenen açıklamalara yer verilmiştir. Böylece günümüz Türk insanının aklına daha
çok Ertem Eğilmez'in yönettiği Süt Kardeşler filmindeki görüntüsüyle yer eden
gulyabani, "Türk Kültüründe Gulyabani" adlı çalışmayla kültürün pek
çok alanına sirayet eden görüntüsü ve nitelikleriyle ortaya konmuş olur. Eserin
sonunda yer alan
illustrasyonlarla birlikte çalışmanın değeri bir kat daha
artar ve okuyucuya hem oldukça korkunç bir varlığın hikayesi anlatılır hem de
eğlenceli bir okuma serüveni yaşatılmış olur. Şunu da eklemek gerekebilir;
J.R.R. Tolkien'in yarattığı Orta Dünya'da görünen "Gollum" ve
"Nazgûl" gibi yaratıklar bir yanlarıyla gulyabaniyi
çağrıştırmaktadır. Herkesin aklında yer eden o muhteşem filmden bir replikle
sözlerimize son verelim:
- biz bu
kapanları niye kurduk?
- niye kurduk?
- gulyabaniyi
yakalamak için.
- yakalamak
için.
- peki kim
yakalandı? ben.
- evet sen.
- o halde...
- kumandım?
- efendim yavrum.
- bu vaziyete
göre gulyabani sensin!
- evet benim!
- gördün mü
nihayet itiraf etti.
- höööstt!
kendine gel aptal herif!
Yorumlar
Yorum Gönder