Bir Çift Öküzden Gayrı Ne İsterdi Karabibik?
Karabibik,
Nabizade Nazım'ın 1891 yılında yazılmış köy romanıdır. Romanın yazılış amacı,
Nabizade tarafından eserin önsözünde dile getirilir: "Eğer gerçekçi bir
roman okumadıysanız, işte size bir tane takdim edeyim. Emile Zola gibi,
Alphonse Daudet gibi realistlerin, yani gerçekçi yazarların romanlarının hep
ahlaka aykırı şeylerle dolu olduğunu düşünenler, Karabibik'i okuduklarında
sanırım bu düşüncelerinden kurtulacaklardır." Nabizade'nin amacı realist -
naturalist bir çizgide eser vererek okuyucuyu bu türle buluşturmaktır. Aynı
zamanda realist-naturalist eserlerin yalnız fuhuş gibi hayatın kötü yanlarını
ortaya koymadığını da kanıtlamak düşüncesindedir
Romanın köyde
geçiyor olmasının sebebiyse okuyucuya Anadolu'nun o yörelerini, oralarda
yaşanan hayatı, geçim sıkıntısını halkın kendi diliyle ortaya koymaktır:
"Romanımın zeminini Anadolu köylerinden seçmekteki amacım, köylülük ve
çiftçilik dünyasının yabancısıysanız, size o dünyalar hakkında fikir vermektir.
Olayların geçtiği yerlerde geçim sıkıntısı ve meşguliyet hakkında yeterli
derecede bilgi sahibi olacak ve onların konuştuğu dile de aşina
olacaksınız." Nabizade böyle yaparak realist-naturalist nazardan bir eser
vücuda getireceğine inanır.
Romanda,
Karabibik'in bir hayalin, amacın peşinden sürüklendiğini görürüz. O da bir çift
öküz almaktır. Tarlasına gidip gelirken, evinde gece vakitleri hep bu öküzleri
düşünür. Öküzler onun için / yöre halkı için bir statü sembolüdür. Öküzü olması
Karabibik'i yükseltecek ve diğerlerinin kendini konuşmasını sağlayacaktır.
Köylülerden Yusuf'un düşünceleri bunu kanıtlar niteliktedir: "Yusuf'un
şaşkınlığı gittikçe artmaktaydı: Karabibik'in iki öküzü bulunacak ha? Ne büyük
olay! Bütün Temre halkı şu olayla hiç olmazsa bir hafta kadar meşgul
olacak..." Sırf bu amaç uğruna Karabibik, Temre köyündeki tüccar Yani ve
Anderya'ya giderek borç almak ister. Bu iki isim tefecilik yapan, bir verip beş
alan isimlerdir. Ancak Karabibik'in başka çaresi yoktur: "Karabibik
hazırlıklarını anlatmaktaydı: Anderya'dan veya Yani'den yirmi mecit... Faiz çok
olacak ama... Ne çare... Gelecek harmanda ödemek mümkün... Durali'nin
hayvanıyla Ayşe'nin hayvanını birleştirecek... Artık bundan böyle göğsünü gere
gere gezecek... Günde yarım ölçek bu!"
Karabibik'in öküz alma hayalinin dışında köydeki aşk ilişkileri de dikkate değer. Öncelikle Karabibik'in kızı Huri aracılığıyla amacına ulaşma çabasına şahit oluruz. Karabibik, elinde bulunan tarlasını sürmek ihtiyacıyla bir çift öküze muhtaçtır. Zaten bu hayalin başlangıcı da budur. Öküzleri olmadığından ve maddi imkanı da yeterli gelmediğinden kızı Huri'yi Sarı İsmail ile evlendirmek ister. Böylece Koca İmam'ın öküzlerini bedavaya kullanabilecektir. Ancak Sarı İsmail başkasıyla evlenince Karabibik'in bu isteği gerçekleşmez. Bu sefer de tarlasının bir kısmını satın almak istediği için kavgalı olduğu Yosturoğlu'nun yeğeni Hüseyin'le Huri'yi evlendirir. Zaten borç harç bir çift öküz almıştır, malı vardır ama bu evlilik onun tarlasını da kurtarmıştır. Karabibik mutludur. Burada kadının bir amaç uğruna araç olarak kullanılma anlayışı göze çarpar. Romandaki aşk ilişkilerinden diğeri Karabibik'in başından geçen kırık dökük bir arzudan ibarettir. Hastalığı için gittiği Hıristiyan doktor Linardi'nin karısı Eftalya'ya içten içe bir istek duyar: "Karabibik vücuduna yapışmış olan kurdu çıkarmak için kendisini Linardi'ye göstermeye geldikçe, Eftalya'yı görüp hoşlanmaktaydı. Eftalya da Karabibik'e karşı pek serbest davranmakta, onunla açık saçık şakalaşmaktaydı. Karabibik'in olanca aşkı şu birkaç dakikayla sınırlı bulunmaktaydı. Bir çirkin tebessüm, bir iki basit şaka, içinden kopup gelen kısa bir çığlık: İşte ömrünün romanı bundan ibaretti." Fakat bu aşkın bir sonu yoktur. Eftalya, Karabibik'in bu arzularıyla eğlenir ve onu yaralar.
Genel olarak
bakacak olursak romandaki karakterlerin yüzeysel olduğu, iç dünyalarına
eğilinmediği görülür. Bununla birlikte köy yaşamını, köylülerin yerel
konuşmalarını tüm gerçekliğiyle verme gayretinden söz edebiliriz. Zaten yazarın
amacı da budur. Karabibik bu haliyle edebiyatımızda köye yönelen, köy insanını
ele alan, köyün dinamiklerini sorun edinen roman ve hikayelere kapı aralayan
ilk eser olması yönünden önem arz eder.
Yorumlar
Yorum Gönder