Dikkat! Oğuz Atay'ın Üslubu Bulaşıcıdır!

Tutunamayanlar'ın ilki ve bu nedenle de önderi olan Turgut Özben, Selim Işık'ı aramak için yollara düştü düşeli Turgut'un peşine de pek çok okur düştü gidiyor. Söylentilere göre 1971 yılından beri binlerce okur Turgut'un içinde yaşadığı Tutunamayanlar yani Disconnectus Erectus adlı kitabın peşinde bir serüvene çıkıyorlar. Kimileri bu serüveni "anlayamadıkları" için terk ediyor. Tutunamayanlar yani Disconnectus Erectus adlı kitabın içinde yaşayan biricik Turgut, kendi benliğini bulmak, küçük burjuva yaşantısının dar duvarları arasından kurtulmak, moda olan koltuk takımını, vitrinleri, yemekleri ardında bırakıp benliğinin bir başka yarısı olan Selim Işık'ı aramak, modern dünyanın yoz düzeninden kaçmak için trene atlamıştı. O zamanlar henüz Olric yoktu. Onun bu kutsal yolculuğu tüm tutunamayanlar tarafından bilinmekte ve nesilden nesile de aktarılmaktadır. Tüm tutunamayanlar yüce Turgut'un hayatını bilirler. Ona bu kutsal yolculukta eşlik eden Olric'i de dillerinden düşürmeyen tutunamayanlar kabilesi, Turgut'u yaratan Oğuz Atay'ın bir diğer tutunamayan yücesi Hikmet Benol'u da hayli önemsemişlerdir. Önemsemişlerdir efendimiz.

Hikmet Benol, kendisini "Tehlikeli Oyunlar" adlı bir kitabın sayfalarında saklamaktadır ve bir de albayı vardır yanında ve bir de Nurhayat Hanım'ı vardır ve hepsi bir gecekondunun katları arasında yaşamaktadırlar. Hikmet Benol da Turgut gibi yüce bir kahramandır. Onun hayatını anlatan "Hikmet'in Düşüşü ve Yükselişi" adlı bir kitap da yazılmıştır. Bu kutsal kitaba göre Hikmetler çoktur. Hayatın her devresinde yeni bir Hikmet oyuna dahil olup önceki Hikmet'i görmezden gelmeye çalışmıştır ve çoğu zaman Hikmetlerarası bir yaşam sahneye konmuştur.

Hikmet de Turgut Özben'ın yoluna adamıştır kendisini. Burjuva hayatının, yüzeysel ve görüntüsel bir Batı hayranlığının, sığ ilişkilerin düşmanıdır o. Anlaşılamamıştır ve hor görülmüştür. Bir torbadır o. Hayatının çekilemez oluşuna bir çare olarak kendini gecekondu mahallesine taşır.  Emekli Albay Hüsamettin Tambay'ı da oyunlarına alet eder ve birlikte oyunlar da yazarlar. Oyun içinde oyun dönüyor Albayım. Okuru da kendimize benzetiyoruz. Hikmet, romandaki pek çok yerde her şeyin bir oyun olduğunu söylemekte, Albay'ın, Nurhayat Hanım'ın hatta tüm diğer karakterlerin kendi kafasında olduğunu haykırmaktadır: ""Herkes biliyordu ki, bu dünya aslında yoktu; bunu Hikmet de biliyordu. Herkesin okumaya vakti olmadığı için, onlara romanlar yaratıyordu Hikmet, oturduğu koltukta (s.241)." Postmodern bir yazarın romanını okuyoruz, unutmayalım. Her ne kadar yazılanların gerçek olmadığını Hikmet haykırsa da okuyucu olarak romandan kopamıyoruz. Hikmet'in acıklı sonunda bile bir an olsun onu bırakmak aklımızın ucundan gelmiyor. Yine onun peşine "düşüyoruz." Hikmet'in buhranlarına, rüyalarına, kişilik bölünmelerine, pişmanlıklarına kapılıp gidiyoruz. Gidiyoruz değil mi Albayım? Albayım siz de Olric gibi iç ses misiniz? Saçmalama Hikmet. Saçmalamam Albayım! İncelemeyi bitirelim mi Albayım? Bitirelim Hikmet.

Yorumlar